Kötülük alt edildi; savaş ise henüz başlıyor.
İmkânsızı başardılar ve acımasız iktidarı bin yıl boyunca devam eden Tanrı benzeri varlığı ortadan kaldırdılar. Bu toprakların en kudretli Sissoylusu hâline gelen Vin ve ona âşık olan genç, idealist bir soylu olan Elend Venture, şimdi yıkık bir imparatorluğun külleri üzerine sağlam, yeni bir toplum inşa etmek zorunda.
Üç farklı ordunun kuşatması altında kaldıkları sırada, Vin ve Elend bu zorlu amaç için çalışmaya başlayalı çok kısa bir zaman olmuştu. Kuşatmanın demir yumruğu geride kalan her günle birlikte giderek daha da kapanırken, kadim bir efsane bir umut ışığı sunmaya başladı onlara. Efsanede bahsedilen Miraç Kuyusu'nun ne tür bir güç bahşettiği belli değil, hatta bu kuyunun gerçekten de var olup olmadığını bile kimse bilmiyor.
Belki de Lord Hükümdar'ı alt etmek işin en kolay tarafıydı. Lord Hükümdar'ın yıkılışı sonrasında ortaya çıkan gelişmelere rağmen hayatta kalabilmek hiç de kolay olmayabilir.
Son İmparatorluk'u okuduktan sonra araya çok fazla süre koymadan Kuşatma'yı okumaya koyuldum. Kuşatma'nın bir geçiş kitabı olduğunu biliyordum ve geçiş kitaplarını okumanın, adı üstünde bazı geçişleri yaşayıp o efsanevi finale ulaşmamız için bazı zorlukları barındırdığını da...ama eh, bu kadar uzun süreceğini tahmin etmemiştim. Kitabın çoğunluğunu politik meseleler, kaybolan ülkeleri tekrar kurtarmak için verilen diplomatik savaşlar, intikamlar, ihanetler ve sevmediğim pek çok karakterle dolu bölümler oluşturuyordu ve geçtiğimiz kitapta sevdiğim bazı karakterlere elveda demek zorunda kaldıktan sonra bu kitabı okumayı dürdürmek beni bazı noktalarda gerçekten zorladı. Ama tam anlamıyla gelişimine şahit olduğumuz karakterler de vardı ve sanıyorum bu kitapla iyice emin olduğum bir karara verdim: İşin sonunda hangi kararı