Bu ayrılığın ilk günleridir henüz. Sanki Allah’ınız minicik avuçlarınızın sıkıştırdığı onu sevin notuyla birlikte bu dünyanın avlusuna terk etmiştir sizi. Anne karnından sökülmüş bebek gibisizinizdir. Neyi ne yapacağını bilmeyen, öyle çaresiz, öyle kimsesiz, öyle muhtaç… Mayasında böylesi büyük bir sevgi olan bu dünyada bunca ayrılık niye Yarabbi? İlk günleridir ayrılığın. Mühendisler mimarlar işi gücü bırakmış da sanki hayatla aranıza camdan duvarlar örmüş gibidirler. İşi yuva yapmak, bahçesinde çocuklarınızın koşturacağı evler inşa etmek olan bu adamları, şikayet etmeli, meslekten attırmalı. Yok yok. Sevmiyor hiç kimse sevenleri. İlk günleridir ayrılığın. İlk gözlerinizden ölürsünüz. Kalbin ayrılıkla pek alakası yoktur. Yaşıyormuş taklidi yapmada ustadır kalp. Akşam yatıyorum sen, sabah kalkıyorum sen. Aklımdan hiç çıkmıyorsun ki Feride’m. Ölüyorum, gençliğim ağardı ölüyorum usul usul, haberin var mı?
Uçurtmamı rüzgâr yırttı dostlarım!
Gelin duvağından kopan bir rüzgâr.
Bu rüzgâr yüzünden bulutlar yarım;
Bu rüzgâr yüzünden bana olanlar...
O ceviz dalları, o asma, o dut,
Gül gül, mektup mektup büyüyen umut...
Yangından yangına arta kalmış tut.
Muhabbet sürermiş bir rüzgâr kadar.
Bir kitabı okurken geçen iki saatin, ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.
ben tuzparça yerdeyim o bir düğüm dolaşık
ne karanlık bir gece arkası görünmüyor
yıldızları dökülmüş yaptığımız yanlışlık
başladığımız örgü nedense yürümüyor
model seçimi kötü hesaplaması çok zor
halbuki bir zamanlar ne hızlı başlamıştık
…
sevmek için geç ölmek için erken
başbaşa çay elele yürümek derken
boğaz vapurları mı iskele sancak
telefonda kaybolmak sesini beklerken
insan insanı yeniler doğrudur ancak