Bir günde bambaşka biri olamaz ve içten gelen nezaketine karşı koyamazdı; sıcak ve insani duygularla kızlara gülümsedi. Yeni bir şey değildi bu. Ellerini kendine uzatan kadınlar görüyordu orada. Ama kendisi artık farklı bir adamdı. Aşağıda, ilk sırada dünyadaki tek kadın oturuyordu (…)
O bir harptı; tek hayatı ve bilinci, telleriydi; müzik ise arasından aktığı o teller hatıralar ve hayallerle titreştiren bir seldi. Sadece hissetmek değildi bu. Bir biçime, renge ve ışınıma bürünmüş olan duyuları, hayal gücünün hayale cüret ettiği her şeyi yüce ve sihirli bir yoldan somutlaştırıyordu.
Halbuki güzelliği içlerinde hisseden insanlardan olsalardı, o parlayan gözlerin ve hararetlenmiş yüzün, gencin aşkla ilk tanışmasının belirtisi olduğunu anlayabilirlerdi.
Şu anda ikimiz de acınacak haldeydik. O ömrünün kışında bir bahar görmüştü. Fakat çiçekleri tamamen zehirle doluydu. Onların cazibeli renginde gözyaşlarından, hicranlardan, bütün harap olan hayatların felaketlerinden alınmış bir matem rengi vardı.