Platonik Aşk
siz kalabalığın içinde bir yürüyüştünüz ben ise her kalabalığa belki siz varsınızdır diye giren yalnız bir ihtimal . siz cümlede duran bir virgüldünüz ben ise o virgülden sonrasını bir türlü yazamayan hayalperest ne zaman sizi gördüysem ya da gördüğümü düşünsem öylece geçip gittim yanınızdan dilimde büyüdü bir “merhaba” bile diyemedim . çünkü kalbim sizi görünce mi telaşlandı yoksa bir gün sizi göreceğine inandığı için mi bilemedim sonra hep aynı saatlerde yürüdüm aynı sokaklardan aynı ağacın gölgesinde bekledim
bismillahirrahmanirrahim
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur; "Ey Nebî'nin kadınları! Siz kadınlardan herhangi biri değilsiniz. Takvâlı olacaksınız sözü had' yapmayın. Sonra kalbinde hastalık olan kişi ümide kapılır. Ma'ruf söz söyleyin. (Ahzab,32)
Sayfa 144 - Neda Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Platonik Aşk
siz kalabalığın içinde bir yürüyüştünüz ben ise her kalabalığa belki siz varsınızdır diye giren yalnız bir ihtimal . siz cümlede duran bir virgüldünüz ben ise o virgülden sonrasını bir türlü yazamayan hayalperest ne zaman sizi gördüysem ya da gördüğümü düşünsem öylece geçip gittim yanınızdan dilimde büyüdü bir “merhaba” bile diyemedim . çünkü kalbim sizi görünce mi telaşlandı yoksa bir gün sizi göreceğine inandığı için mi bilemedim sonra hep aynı saatlerde yürüdüm aynı sokaklardan aynı ağacın gölgesinde bekledim
Bir gün birçok şeylerin ve âlimlerin hazır bulundukları bir mecliste bulunuluyordu. Muhtelif ilmî bahisler münakaşa ediliyor, herkes fikrini teyid için hadiseler naklediyor, büyük âlim ve mutasavvıfların sözleri ortaya atılıyordu. Bir köşede murakabe halinde duran Şems bu sırada birdenbire yerinden fırlayıp şöyle bağırıyordu: – Ne zamana kadar başkalarının sözlerini naklederek övüneceksiniz? İçinizden bir kişi çıkmıyor ki “Rabbimden kalbime şöyle ilham olundu?” diye söze başlasın. Bu hadis, tefsir ve hikmete dair söyledikleriniz o zamanın büyük insanlarının sözleridir. Onlar kendilerine ait hal ve makamdan bahsetmişler. Siz bu zamanın adamlarısınız, sizin söyleyeceğiniz bir söz yok mudur?
TAVSİYE FALAN ETMİYORUM, İSTİYORUM!
Salih Mirzabeyoğlu ile yapılan röportajların yer aldığı kitaptan, bir bölüm: DEDİ: Bize ne tavsiye ediyorsunuz? **DEDİM: "Tavsiye filân etmiyorum, istiyorum!.. İslâm inkılâbı bir çeşit “aydınlar aristokrasisi”dir… Bu sınıfı temin, bunun önderliği, bu zemini teminin siyaseti… Gâye, esas, usûl, hedef buna nisbetle!.. Küfür yobazlarını, din yobazlarını tasfiye gâyesine bağlı bir hareket… Benden isteneni istiyorum: Muazzam bir kadro… Sizin en büyük rolünüz şu: Gençlik, toplumda maya tutturan dinamik kısımdır… Bunun çok büyük bir kısmını hayat yutar; sonra arkadan gelen gençliğin itici gücü… İşin ideali, pörsümeden hep genç kalmak, kalabilmek ve hayatını davasına nisbetle tanzim etmek… Çevreye şöyle bir bakın: Yaşı 30’u bulan adamların çoğunda dâva, hayat sofrasındaki tuzluk gibidir… Çilesiz, rizikosuz, çöpten tatminler!.. İmân, dünyalık telâşe sofrasının tuzluğu gibi değil ki!.. İmân için yaşamak lâzım!.. Bu nasıl bir mükellefiyettir?.. Abdülhakîm Arvasî Hazretleri’nden söyleyeyim: Şehitlik şuuru… Bu nimetten kaçınıcı bir tavırla imân dâvası olmaz… Dikkat edin: Herkesin gûya iyi niyetle, “o da çalışıyor, bu da çalışıyor!” diye birbirine avans vermesi, kendisini riziko getirecek bir tertibten sıyırmak içindir… Nemelâzımcı da, ahmâk da, bu başıbozukluk zeminine bayılır… Böyle bir zeminde tezahür eden heyecan da, futbol seyircisinin “bizim takım” ruhiyatından farklı değildir… “İslâm’a muhatab anlayış”ı temsil eden bir ideolocyaya bağlı, gerektiği yerde gerekeni yapacak insanlar; bu lâzım… Bizim, insanları rahatsız edici bir tarafımız var: Sahte dengeleri, çerezlik doyumları, ucuz tesellilerini yıkıyoruz… Çoğu, bizim haklı olduğumuzu bile bile kaçıyor; kaçışını mazur göstermek için de, muhalif olmak için mazeret tedariki gibi hâllere düşüyor… Bu tesbitler çerçevesinde siz,
ADIMLAR -1984 den 1996 ya -I- , 13 Mayıs 2012, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Deneme, İnceleme
Müzzemmil Suresi 11.ayet
وَذَرْنِي وَالْمُكَذِّبِينَ أُولِي النَّعْمَةِ وَمَهِّلْهُمْ قَلِيلًا ​"Yalanlayan, o nimet sahibi (zengin) kimseleri bana bırak; onlara biraz mühlet ver." "Aslında bizler hayatın tüm yükünü ve karmaşasını üzerimize alıp taşımaya çalıştıkça daha çok yoruluyor ve eziliyoruz; oysa Allah, kulunun yükünü hafifletiyor ve sahipleniyor. Müzzemmil Suresi 11. ayet bizlere tam da bu noktada sesleniyor: 'Siz yorulmayın, bu yük size ait değil.' Haksızlıkları ve içimizi acıtan ağır meseleleri kendimiz çözmeye çalışmak yerine, gerçek sahibine emanet ettiğimizde ruhumuzun huzura kavuşacağını anlıyoruz.
Sayfa 136
Alıntı