Bu dünya acımasız ama bir o kadar da güzel. / Spoiler içerebilir.
10/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2026 53. kitabı
·
38 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 23:59
Kitabın konusu ve karakterlerle alakalı konuşmadan önce ilk bahsetmek istediklerim, kitabın teknik ilerleyişiyle ilgili olacak. Kitabın başından itibaren size olaylar ve düşünceler aslında karakterlerin gelişimi ve büyüme süreciyle birlikte empoze ediliyor. Yani kitap bi nevi sizi de oradaki olaylara şahit birisi gibi büyütüyor, içinize karakterlerin hissettiği o huzursuzluğu ve korkuyu yerleştiriyor, neler olduğunu anlamaya çalışan o meraklı çocuklardan birisi siz oluyorsunuz. Hikaye geçmişle gitgelli bir şekilde ilerliyor ve geçmişteki ipuçlarını şimdiki zamanla birleştirip aslında bir şeyleri çözmeye çalışıyorsunuz. Benim için en etkileyici gelen kısımlardan birisi de zaten buydu, size bu kitabın bir distopya anlattığını söylüyor ve o distopyanın koşullarını, durumlarını çözmeniz için aslında zaman veriyor. Bazen tahminleriniz tamamen farklı yerlere kayıyor, bazen yorumlarınız doğru çıkıyor lakin size bu o kadar zevk veriyor ki. Bu distopyaya uygun belirli terimlerle bir süre sonra yaşamış kadar siz de haşır neşir oluyorsunuz. Takaslar, modeller, bağışçılar, galeri, bakıcılar... İlk başta neyin bakıcısı bu kız dediğiniz olaylar size bir anda bir sır perdesiyle geliyor ve her geçmişe gitmenizde bu sır perdesinde minik bir bakış çalmanıza izin veriliyor. O perdeyi tamamen aralayana kadar ise siz kitabı full odak ve hızla okumaya başlıyorsunuz. Bana verdiği teknik hazzın yanında karakterlerin griliği ve hayatla iç içe olması da sizi bu ortama daha kolay entegre ediyor. Çocukken yapılan aptalca hareketler, zorbalıklar, heyecanlar ve bunlarla büyüme süreci çok farklı bir dünyada, koşullarda geçiyor olsa da size bir taraftan tanıdık da geliyor. Bu bağlamda sizi aslında kendi dünyanızdan çok da farklı bir dünyaya götürmediğini, tam tersine dünyanızın alabileceği
Beni Asla BırakmaKazuo Ishiguro · Yapı Kredi Yayınları · 202512,2bin okunma
Zaman
Puan vermedi·296 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 01:50
Yazarı Hüznün Fiziği romanı ile tanıdım. Spotify'dan takip ettiğim "Ben okurum" programında Zaman Sığınağı kitabının incelenecegini ve bunu da yine çok sevdiğim yazar Hakan Bıçakçı ile yapılacağını öğrendim. Sabrisizlanıp hızlıca okumaya çalıştım ama ne yazık ki kitap pek öyle hızlı okunan bir kitap değil. Bazen ithaf yaptığı konuyu araştırmak için, bazen temas ettiği bir noktayı düşünmek için, bazen devrik cümlelerini düz cümleye çevirmek için, ya da sondan başa doğru ve ya sırasını karıştırarak anlattığı bir bölümü toparlak için yavaşlıyorsunuz. Yine de yorucu sıkıcı didaktik birnkitap degil. Tam tersine bir yaz ikindisinin sakinligini barindiriyor diyebilirim. Bu incelemeyi de halen yayını dinlemeden yaziyorum. Kitabın konusu oldukça orijinal. İnsanın sadece kendisini değil koca bir kıtayı peşine takıp geçmişe kaçmaya çalışmasını anlatıyor. Psikoloji, nöroloji, tarih, siyaset, teoloji, mitoloji, gibi farklı dallardan onlarca alıntı, ilham, referans ile hem insanın kendi kişisel tarihini hem de 1900 lerden başlayarak Avrupa tarihini büyüteç altına tutuyor. Kitabın başlangıç ve gelişme bölümü hareketli ve merak uyandırıcı şekilde ilerlese de sonuç bölümünde artık tamamen hafıza kaybı, demans, Alzheimer hastalarına saygı duruşu yaparcasina konudan uzaklaşarak bitiriyor. Kendisi de sonları sevmediğini ve bu yüzden kitabın konusuna bağlı bir son yazmadığını itiraf ediyor. Klasik roman akışı isteyen, bir anadüşünce etrafında şekillenen ve sonlanan kitap arayışında olanların uzak durmasi gereken bir kitap hatta yazar. Kendi kişisel geçmişini, dünya tarihini, insanlığın yapısını seven, felsefe ve psikoloji ile ilgilenen okurlara tavsiye ederim. Ben kişisel olarak hem kendi yaşlılığımı hem çevremdeki yaşlıları hem de yaşlılık kavramı üzerinden çokça tefekkür yaptım bu
Zaman SığınağıGeorgi Gospodinov · Metis Yayıncılık · 01,717 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Julien Sorel'e Kızdım ama Hak da Verdim
10/10
·604 syf.··
2026 53. kitabı
Kütüphanede rastladım bu kitaba. Helikopter Yayınları'nın yeni baskısıydı ve ilk dikkatimi çeken şey de baskısının güzelliği oldu. Açıkçası okumaya başladıkça da kitabın neden dünya klasikleri arasında sayıldığını daha iyi anladım. Bende yer yer Dostoyevski ve Tolstoy romanlarının bıraktığı tadı bıraktı. Stendhal (asıl adı Marie-Henri Beyle), romanı Napolyon sonrası Fransa'nın oldukça çalkantılı ve karanlık bir döneminde yazmış. O yıllarda insanın ne kadar zeki ya da çalışkan olduğundan çok hangi aileden geldiği ve hangi çevreye ait olduğu önemli. Julien Sorel de tam böyle bir ortamın içinde yükselmeye çalışan genç bir adam. Zeki, hırslı, gururlu ve yer yer insanı sinirlendiren biri. Ama bir yandan da onu anlamaya çalışıyorsunuz. Kitabın adındaki kırmızı ve siyah da aslında çok anlamlı. Kırmızı; Napolyon'u, askerliği, cesareti temsil ediyor. Siyah; kiliseyi, makamı, kuralları. Julien'in hayatı da bu iki renk arasında sıkışıp kalıyor. Belediye başkanının çocuklarına ders vermeye başlamasıyla gelişen olaylar ve başkanın karısıyla yaşadığı ilişki hikâyeyi bambaşka bir yere taşıyor. Julien çok hesapçı, kibirli biri aslında. Romanı okurken sık sık "hırs insanı nereye kadar götürür?" sorusunu düşündüm. Julien'in yükselme isteği ona bazı kapıları açıyor ama aynı zamanda felaketini de hazırlıyor. "Keskin sirke küpüne zarar" sözünü hatırlatan bir hikâye. Sonlara doğru yaşananlar da bunun en büyük göstergesi. Kitap sadece bir aşk hikâyesi değil; sınıf atlama arzusu, ikiyüzlülük, güç, hırs ve insanın kendi içindeki çatışmaları üzerine de düşündürüyor. Ben okurken yer yer Julien'e kızdım, yer yer hak verdim ama hiçbir zaman kayıtsız kalamadım. Özellikle genç yaşlarda hayatı, başarıyı ve yükselmeyi çok fazla düşünen okurların bu kitaptan alacağı şeyler
Edebiyat
Kırmızı ve SiyahStendhal · Helikopter Yayınları · 201312,6bin okunma
10/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 18:55
Ne istiyorsun, hangi acıyı çekmek istiyorsun? Peki bütün acılar bize mi ait? Bazen bilerek veya bilmeyerek başkalarının acılarını da yüklenip sırtlanıyor muyuz? Peki ya travmalarımız? Çocukluktan bu yana sürükleyerek taşıdıklarımız… Hepsi bize mi ait? Bize ait değilse neden taşımakta ısrar ediyoruz? Peki anne babalarımız? Onlar sadece anne ve baba mı? Onların hayatları, ümitleri ve umutları ne? Ne zaman onları sadece insan olarak göreceğiz, görebilecek miyiz? Ya da başkalarının ne düşündüğünü neden bu kadar önemsiyoruz? Neden onların onayına bu kadar bağımlıyız? Başkaları olmadan, onların onayı olmadan yaşayamaz mıyız? Evet, bunlar gibi birçok sorunun cevapları mevcut. Elbette çoğu cevap tamamen tatmin edici olmasa da insana bir gayret veriyor. Kitap dört bölümden ve her bölümün içinde birçok başlıktan oluşuyor. Birçok travmaya, kendimize yüklediğimiz beklentilere ve seçtiğimiz ya da taşıdığımız acılara dokunuyor. Keyif verici ve tatmin edici yönü daha fazla aslında; bunu es geçmek istemiyorum. Bu yolculukta bana eşlik eden çok sevgili arkadaşıma da buradan teşekkürlerimi iletiyorum. Sen olmasan bu kitaptan haberim dahi olmayacaktı.. Büyük bir keyifle ve hasta yatağımda okudum, siz sağlıklı günlerde okuyun :)
Kendini Tüketmeden YaşaBeyhan Budak · Kronik Kitap · 202634 okunma
Puan vermedi·784 syf.··
Beğendi
·
2026 66. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 16:49
Bu bir yol romanı, bir edebiyat romanı, bir kayboluş hikâyesi ve belki biraz da bir erkeklik romanı. Sürekli poz kesen, hem kendi yaşamlarının hem etraflarındaki insanların sorumluluğunu almaktan kaçan, erkekliği ve cinselliği bir performansa dönüştüren ağzı bozuk erkekler… İş bu ki, her sayfada “siz ne yorucu adamlarsınız” diye söylendiğim 780 sayfalık bir kitabı ancak Bolaño gibi bir büyücü okutabilirdi bana. Öyle güçlü bir karikatürist gözü var ki Bolaño’da; yarattığı karakterlerin yürüyüş biçimini, konuşurken verdikleri pozu, şiir okurkenki kibirlerini, cinsel övünmelerini, sefalet içindeki teatral tavırlarını öyle muazzam çiziyor ki… Bir anda kaldırıyor üstlerindeki kabuğu ve altından kırılgan, beceriksiz, yalnız, korkak çocuklar çıkıyor. Koltuklarının altında kitaplarla dolaşan, şiir okuyan, şiir yazan, şiire inanan, şiirin ardında yürüyen romantik çocuklar. Bolaño ‘kendi kuşağıma yazdığım bir aşk mektubu’ demiş bu kitap için. Bir sahnede devrimci sanatçılar gibi duran, sonraki sahnede çocuklaşan bu insanlar birer karakter olmanın dışında, birer arkadaş, birer anı onun için. Hepsi bir yandan bir mite, bir ideolojiye, bir hayata adanmışçasına yaşamış bu insanlar. Aradıklarını bulmuşlar, bir şeye ait hissetmişler. Ama öte yandan öyle kaybolmuşlar ki; insan bazen serçe parmağını uzatıp onları evlerine götürmek istiyor. Nasıl da büyük adamlar, ah nasıl da çocuk içleri. Romanın merkezinde damardan gerçekçilik akımının iki genç şairi var: Arturo Belano ve Ulises Lima. Ve onların peşine düştüğü gizemli bir kadın şair: Cesárea Tinajero. Ama tuhaf olan şu ki, roman boyunca neredeyse hiç doğrudan karşılaşmıyoruz bu insanlarla. Onları başkalarının anılarından topluyoruz. Bu yüzden Vahşi Hafiyeler bazen bir romandan çok bir tanıklıklar korosu gibi geliyor insana.
Edebiyat
Vahşi HafiyelerRoberto Bolano · Can Yayınları · 2019217 okunma
Tüm İnsanlık Adına Yazılmış Tam Bir Baş Yapıt
10/10
·479 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 15:47
GİRİŞ "Hayat nedir ? Acılar Vadisi. Dünya nedir ? Hissiz insan kalabalığı." 19.yüzyıl Rus edebiyatının en önemli yazarlarından birisi olan Nikolay Gogol, Rusya'nın kokuşmuş bürokrasi sistemini, toplumun gerçek yüzlerini ve devlet yönetiminin eksik yönlerini eleştirel bir bakış açısı ile eserlerinde yer vermektedir. Sadece Rusya'da değil, tüm dünyada edebi saygınlığa sahip olan Gogol, eserlerinde sınıfsal açıdan burjuva insanları yerine sıradan insanlara yer vermiş, böylece her bir okur kitaptaki karakterler ile empati kurarak, kendi günlük hayatı ile özleşleştirmiştir. Nikolay Gogol, 1809 yılında Ukrayna'nın Soroçinski köyünde dünyaya geldi. Bazı eserlerinin esin kaynaklığını yapan ve yaşadığı coğrafya olan Kazaklar sebebiyle hayatının önemli bir bölümünü burada yaşayarak geçirmiştir. Babası amatör olarak tiyatro oyunları yazıyordu ve Gogol'ün tiyatroya olan ilk deneyimleri babasını izlerken olmuştur. Hayatının ileri safhasında kazak kültürü ve çocuklukta yaşadığı birçok olay vesilesiyle birçok eser yazmış, dünya edebiyatına damgasını vurmuştur. Dünyaca ünlü bazı eserleri şunlardır; Palto, Burun, Portre, Bir Delinin Anı Defteri, Taras Bulba, Müfettiş. Gogol, hayatının belirli önemli bir zamanında Rusya'nın Petersburg şehrinde geçirmiştir. Burada çeşitli devlet kurumlarında görev yapmış ve en yakın dostu olan yazar Aleksandr Puşkin ile bu şehirde tanışıp beraber edebiyat sohbetleri gerçekleştirmiştir. Eserlerinin bazılarına esin kaynaklığı yapan bu şehir, özellikle yakın dostu Alexandr Puşkin'in Gogol için Ölü Canlar'ı yazma fikri vermesi onun hayatının dönüm noktalarından biri olmuştur. Gogol eserlerinde hiciv trajik grotesk ve fantastik öyküler ve tiyatro yapıları kaleme almıştır. Gogol'ün eserlerinde en çok kullanıldığı yazım türü olan "Grotesk" dediğimiz edebi
Edebiyat
Ölü CanlarNikolay Gogol · İş Bankası Kültür Yayınları · 202429,4bin okunma