Yaklaşık 1,5 yıl aradan sonra bir kitaba inceleme yazmak için geçtim ekran karşısına. Nerede gördüm bilmiyorum ama Martin Eden'ı okumadan önce bir yerde "Hiçbir zaman pes etmemeyi anlatıyor" demişti bu kitap için. Benim, Martin Eden'dan ilk çıkaracağım ders bu olmazdı diye düşünüyorum şimdi kitabı bitirince.
Martin Eden olağanüstü bir karakter. Jack London karakteri ilmek ilmek işlemiş. Hem karakter olağanüstü hem de karakterin tasviri. Annesi ve babasını kaybetmiş, bir ablası ve bir kız kardeşi olan Martin Eden; gemilerde çalışarak hayatını kazanıyor. Alt sınıftan geliyor, yazım kurallarına uymayan bozuk bir dille konuşuyor, çok sık sarhoş oluyor ve kavgalara karışıyor. Fiziksel olarak canlı, capcanlı bir genç.
Kitap, Martin'in önceki gün barda çıkan kavgada Arthur'u kurtarmasıyla başlıyor. Daha sonra gelişen olayları okuyoruz. Ama ben keşke Martin'in önceki hayatını da bilseydik diye diye bitirdim kitabı. O zamanlara neredeyse hiç değinmeden bitiyor kitap.
Arthur sayesinde yeni bir dünyanın kapıları aralanıyor Martin Eden'a. Bambaşka bir dünya... Kültürlü, düzgün konuşan, iyi evlerde oturan ve hatta bankada hesabı olacak kadar zengin insanlarla tanışıyor. Onların bu dünyası büyülüyor Martin'i. Arthur'ların evinde sehpanın üzerinde gördüğü Swinburne kitabı ilgisini çekiyor. Alıyor ve okuyor. Kitaptan ve yazardan etkileniyor. O sırada orada bulunan Arthur'un ablası Ruth ile kitap ve yazar hakkında konuşuyorlar. Martin tamamen uzak olduğu bu kültürel dünyada ilk entelektüel sohbetini yapmış oluyor. Hem kızdan hem de bu sohbetten etkilenen Martin Eden, "İşte," diyor "olmak istediğim kişiye giden yolu buldum."
Bu incelemeyi kendim için yazıyorum, daha sonra dönüp okumak için.O nedenle biraz detay olacak.
(Bundan sonrası spoiler olabilir)
Aşık oluyor Martin, aşkına