Alp Akay

Alp Akay
Profil rahatsızlık verici veya inançlarınıza aykırı paylaşımların yapıldığı, gayet sıkıcı bir alandır. Ayrıca, takip etmeniz gibi takipten çıkmanız -karşılıklı olmak kaydıyla- da gayet normaldir. Keyifli okumalar!
Orkestra artık evlerde dinlenilmez; artık bir oda orkestrası değildir. Uzaktan kendini duyurabilmesi gerekmektedir, özel bir salondan çok daha geniş bir mekânda. Bunun için daha güçlü enstrümanlara ihtiyaç vardır. Viyel, blok flüt, bas klarnet kaybolur; ortaya viyolonsel, obua, trombon çıkar. Müzisyenler artık üç gruba bölünerek (yaylılar, üflemeliler ve vurmalılar), aynı şahneye çıkar. XIX. yüzyılın başında orkestralar hâlâ küçüktür. Beethoven da dahil, senfoniler bile elli kadar müzisyenle çalınmaktadır (1804’te otuz kadar müzisyen, Eroica Senfonisi’ni çalmaya yeter!). Daha sonra, salonların boyutları elverdiğinde, aynı eserler mümkün olduğu kadar çok müzisyenle çalınır. İşte böylece Berlioz, 1837’de Requiem’ini sunar, Invalides’de, üç yüz kadar yorumcu eşliğinde! İşbölümü ve endüstriyel büyüme kapıya dayanmıştır.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Opera müzisyeni, oynadığı politik rolün farkındadır. Mozart ile başlayan Almanca opera besteleme çabasına katılan Wagner, 1848’de (Komünist Parti Manifestosunun yayınlandığı ve Avrupa tarihinin en büyük devriminin patlak verdiği sene içinde) ilan eder: “Yok etmek istiyorum bu düzeni; bir arada olmak için yaratılmış insanlığı birbirine düşman toplumlar, güçlüler ve güçsüzler, zenginler ve yoksullar olarak bölüyor, birilerine bütün hakları verirken diğerlerine hiçbir şey vermiyor. İş bu haldeyken dünyada sadece mutsuzlar oluyor. “Yok etmek istiyorum, milyonlarca insanı bir azınlığın kölesi, o azınlığı ise kendi iktidarının, kendi zenginliğinin kölesi yapan bu kurulu düzeni. Yok etmek istiyorum, zevk ve emek arasına bir duvar ören bu düzeni.”
Ulusal dildeki operalar sevildiği halde, İtalyan operası yine de en popüler olanıdır, özellikle de Fransa’da. Rossini, önce Paris’te meşhur olur. Sonra muazzam Bellini gelir: Catania’nın yoksul bir ailesinde doğup, Paris’e gelen ve 1835’te son operası Les Puritains’yi besteledikten hemen sonra, şöhretinin doruğunda, otuz dört yaşında acınacak bir durumda ölen dâhi çocuk. Ve nihayet, eğitimsiz bir pansiyoncunun oğlu olan, Milano konservatuvarı tarafından reddedilip, Toscana burjuvazisi tarafından sahiplenilen Verdi 1842’de Nabucco ile meşhur olur ve ardından İtalyanların Risorgimento’dan izler buldukları I Lombardı'yi besteler. “La donna e mobile” 1851 yılında yapılan Rigoletto’nun prömiyerinin ardından Venedik gondolcuları tarafından söylenir olur. 1852’de tüm İtalya’da insanlar “Viva Verdi!” diye bağırmaktadır, aslında söylemek istedikleri şudur: Viva Vittorio Fmmanuelle Re d’Italia.* Verdi’nin melodik açıdan sanatı dönemin milliyetçi romantizmine gönderme yapar gibi her zaman kaybedenin yanında olan ve iktidarlara karşı ayaklanmayı dile getiren metinler içerir.
Müzik, operaya yoğunlaşmak için tiyatrodan ayrılır. Artık bir piyes sırasında müzik duyurmak veya dans göstermek söz konusu değildir. Müziksiz konuşulur. Balesiz şarkı söylenir. Türler özerk hale gelir.
Her burjuva ailesi, kendilerinin de müzikleri olsun ister. Ama artık özel konserler verdirmek yerine, kendileri çalmak istemektedir. Henüz hiçbir kadın besteci ya da yorumcu olmasa da -bu gizemin üzerinde sonradan duracağız-, bütün “iyi aile” kızları piyano çalmak durumundadır. Buna bağlı olarak piyano, gitgide küçülen apartmanlara sokulabilmek için, 1801’den itibaren “düzleştirilir. Gençlik, özel yada umumi balolarda, velilerin sıkı denetimi altında dans eder: Müzik kapalı ortamlarda ilişki kurmak, baştan çıkarmak, evlilik için bir bahanedir. Müzik, bir sosyal çoğalma aracıdır. Bu yeni piyasanın karşısında, bestecileri piyano için parçalar bestelemeye iterler. 1806’da İtalya’nın ilk yayıncısı Ricordi, bir kontrat ile bütün orkestra partisyonlarının piyano adaptasyonlarını sahiplenir. Sanat müziği eserlerinin (sonatlar, prelüdler, baladlar) ve balo için yapılmış eserlerin (valsler, mazurkalar) yanı sıra burjuvazinin bir araya gelmek, eğlenmek ve gücünü sergilemek için kendini bulduğu yeni formlar gelişir: opera, büyük orkestra ve virtüöz.