(2. Kısım)
... kendimi ilk başta içinde bulduğum belirsizce sürüklenme halinden kurtulmayı başarmıştım. Peki bulduğum çözümün, keşfimin canalıcı
noktası neydi? ...
... her yerde "Şunu yapmalıyız, bunu yapmalıyız, daha cesur olmalıyız, komşumuzu daha çok sevmeliyiz, yalanlardan ve ikiyüzlülükten kurtulmalıyız," deniyor. Ama hiçbir yerde "Neyi yapacak gücümüz var?" sorusunu duymuyoruz. Kimsenin sormadığı bu soruya cevap da verilmediği için kendim bir cevap bulmaya çalıştım. Anladım ki çabalayarak yapabileceğim şeyler vardı ama çabalasam da yapamayacağım şeyler de vardı. Mesela "yap"
demekle hareket edebilirdim ama ustalıklı bir şekilde hareket edemezdim; kendimi ne kadar tembel hissedersem hissedeyim kalkıp
tenis oynamaya gidebilirdim ama sırf söylemekle "çift hata" yapmaya
engel olamazdım. Normal şartlar altında aklıma gelen her
şeyi söylemeye ya da hiçbir şey söylememeye kendimi zorlayabilirdim
ama söyleyeceğim şeyin ilginç olmasını zorla sağlayamazdım.
Bazen irademi kullanarak bir duygumu belli etmeyebilirdim
ama zorla kendime bir şey hissettiremezdim.* Doğrudan gayret
göstererek birini sevemez, kendimi mutlu edemezdim. **Peki tamamen
irademin kontrolü altında olan ne vardı?** En azından potansiyel
olarak bu şekilde kontrol edilebilecek tek şey bana dikkat gibi
görünüyordu. Belli bir yöne baktığımda **gördüğüm şeyleri kontrol
edemezdim ama en azından genel olarak ne yöne bakacağımı
kontrol edebilirdim. Aynı zamanda dikkatimle ne yaptığım, gözlemlemeden onu kendi kendine dolanmaya mı bıraktığım** yoksa
hareketsiz ve beklentili mi tuttuğum, duyargalarımı bedenimin
ötesine mi uzattığım yoksa beynimin içinde iğne deliği kadar bir
aydınlık noktaya mı daralttığını da gördüğüm şeyi belirliyordu.
... bencilliğin irade
Halkın saygı görmesi ve dinlenmesi gerektiği açıktır, ancak halk her zaman haklı değildir; çünkü halk, doğanın meselelerini ayırt etmek için aklını kullanmaz, kiliselerde ve sinagoglarda kandırıldığı hurafeleri doğru kabul eder. Kalabalığın düzensiz yapısı onu kaçınılmaz olarak umutsuzluğa sürükler; çünkü kalabalık akıl ile değil, sadece duygularla yönetilir.
Akıllı, o kimsedir ki, nefsini hesaba çekmiş, ölümden sonraki hayatı için çalışmıştır. Ahmak o kimsedir ki, kendini nefsinin hevasına kaptırmış, Allah üzerinde (amelsiz olduğu halde, temennide bulunmuştur...
"Akıllı kimse nefsine hâkim olan ve ölümden sonrası için çalışan, âciz ise nefsini hevâsına tâbi kılan, sonra da Allah'tan temennilerde bulunan kimsedir."