“Delilik (ki zihinsel geriliği buna dâhil etmiyoruz) -ruhun, aklın bir antlaşmadan ibaret olduğunu keşfettiği ya da aklın ona tümüyle öyle olarak göründüğü anda- bizi Logos'a bağlayan antlaşmanın bozulmasıdır. Ruh, burada, kendi yaban özgürlüğünü deneyimler. Aklın yüreğinde ve hemen hemen bilinç-üstü olarak, ilkelerin apaçıklığını kabul eden zekâ için durum böyle değildir. Zekâda onun özgür doğasının gerçekleştirilmesi onun varlık tarafından belirlenme duygusuna üstün gelir. Ancak, bu belirlenme kalıcıdır. İdrak edici gözün açılmaya razı olması gerekir. Açılana kadar, onun için karanlıktan başka şey yoktur ve bu karanlıktadır ki içe doğuş oluşur: bu anlamda, belirtmiş olduğumuz gibi, idrak bir tür imanı öngörür. Fakat zekâ, varlık tarafından kuşatılmışlığına boyun eğdiğinde, gerçek doğasını tahakkuk ettirir ve bu kuşatılmışlığa bağımlı oluşu ölçüsünde özgürlüğünün sevincini yaşar. Böylece, temelde zekâ, zekânın gerektirimidir, anlamdan beslenir ve anlam ile yaşar; kısacası, zekâyı oluşturan ve onu özünde tanımlayan yasa semantik ilkedir.”