Algı, izafiyet ve idrak...
Algının Göreliliği (Psikolojik İzafiyet) Duyusal girdi ve dikkat mekanizması zaman algısını manipüle eder. Beyin, acı veya tehlike anında hayatta kalma güdüsüyle tamamen "o ana" odaklanır. Bilgi işleme hızı maksimuma çıkar, detaylar artar ve bu durum zamanın genişlemesine (akmamasına) neden olur. Buna karşın dopamin seviyesinin yükseldiği, zihnin "akış" durumunda olduğu mutluluk anlarında dikkat dış dünyaya ve zamanın takibine değil, deneyimin bütününe odaklanır. Zihinsel saat yavaşlar, dolayısıyla kronometreye göre uzun olan bir süre algıda saniyelere dönüşür. İdrak Boyutu (Bilincin Zamanı Anlamlandırması) Algı anlık ve duyusal iken, idrak bu girdileri bir bilince, bir varoluş zeminine oturtma çabasıdır. Bu paradoks bize şunu söyler: Evren Newtonian bir mutlaklıkla, tıkır tıkır işleyen homojen bir saatten ibaret değildir. Zaman, yalnızca uzay-zaman dokusundaki kütleçekimiyle bükülen fiziksel bir olgu olmakla kalmaz; aynı zamanda insan bilincinin derinliklerinde de bükülür. İdrak düzeyinde insan, kronolojik zamanın ötesine geçerek niteliksel zamanı keşfeder. Gerçek anlamda "yaşanan" süre, saatlerin gösterdiği değil, idrakin derinliğinde iz bırakan süredir. Fiziksel Gerçeklik ile Bilişsel Gerçekliğin Kesişimi Kuantum fiziği ve modern nörobilim çizgisi geliştikçe gördük ki "gözlemcinin konumu ve bilinci" gerçeğin kendisini şekillendirir. Nesnel dünya ile öznel deneyim arasındaki sınır, idrak yükseldikçe silikleşir. Saatteki bir dakika her yerde bir dakikadır (klasik fizikte), ancak onu yaşayan bilinç için "an", sonsuz varyasyon barındıran kuantum mekaniksel bir olasılık havuzudur. Bu bağlamda, zamanın sadece fiziksel bir koordinat değil, aynı zamanda bilincin inşa ettiği bir esneklik olduğunu söyleyebiliriz. Bu noktada, zihnin bu "zamanı bükme" kabiliyetini
Dünyada hiçbir şey, sandığınız kadar stres yapmaya değmez. Çoğu kaygı, zamanla anlamını yitirir, çözümler kendiliğinden ortaya çıkar ve hayat her şeye rağmen akışa devam eder.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
(Rüya) (Mafya lideri gençti 20 yaşlarında gibi görünüyordu ve mafya lideri olmamıştı. Baronun altındaki adamla henüz yeni çalışmaya başlamıştı. En yakın arkadaşıyla birlikte Ucuz takım elbiseleriyle baronla bir görüşmeden dönüyorlardı. Rüküş Takım elbiseleri ve ucuz araçları yüzünden onlarla dalga geçmişlerdi.) Mafya Lideri (Gözünü yoldan ayırır ve arkadaşına bakar): Şu birlikte olduğu kadın var ya Benden hoşlanıyor Arkadaşı: Ney ? Uyuşturucuyu fazla kaçırdın herhalde O baronun eşi Zıplama istersen bi ölçülü ol Hadi baronun eşi olmadığı bir gerçeklik yaratalım Hadi onun Rolls Royce’a binmeyip dolmuş kullandığı bir evrenin içine doğru ilerleyelim (Mafya lideri anlamsız anlamsız arkadaşına baktı) aynı sınıfa mensup bireyler olduğunuzu var sayalım demek istiyorum Kadın kırk yaşında yüzündeki kırışıklıkları görmedin mi ? - sen ise 20 yaşındasın- Öyle bir kadın seni niye istesin Öyle bir gerçeklikte bile şansın yok Niye kendine uygun birini yaşıtın birini bulmuyorsun Sülalemizi öldürtmek mi istiyorsun Denyo musun ? Ölçülü olmayı öğren Mafya Lideri: Sen ölçülü ol Ben o kırışıklıklarda sadece güzellik görüyorum Bence o kırışıklıklar olmasaydı bugün olduğum kadar aşık olmazdım (Arkadaşı: Aşırı salaksın ) Gözlerime bakarken duman rengi gözlerini görmedin mi ? - İnsan yalan söyler Ancak gözler asla
"Çocukluğun kendini saf bir biçimde akışa bırakması ne güzeldi. Yiten bu işte! Bu tükenişle hiçbir yeni yaşama başlanamaz.." Nilgün Marmara’nın veda mektubu, hayata devam etme zorunluluğunun insana bıraktığı o sarsıcı çaresizliği ne kadar da iyi özetliyor.
İmtihan Dediğin Kalem Kağıtla Olmaz, İnsanla Olur
İnsan, çoğu zaman kendi kalbinin aynasından bakar dünyaya Bu yüzden karşısındaki insanın suskunluğunu da, uzaklığını da, eksikliğini de Kendine doğru çevrilmiş bir işaret gibi okumaya meyleder Oysa insanın hakikati Dışarıdan görünen yüzünden çok daha derinlerde saklıdır Her gönül görünmeyen bir yük taşır Her yüzün arkasında anlatılmamış bir hikaye vardır Her sessizliğin içinde ise dile gelmemiş bir mücadele Tasavvuf ehlinin sıkça hatırlattığı bir hakikat vardır İnsanlar hakkında hüküm vermekte acele eden Çoğu zaman yalnızca görünen kabuğu yargılar Oysa Hak, kullarının kalplerinde olup biteni bilir Biz ise birbirimizin yalnızca birkaç cümlesine Birkaç davranışına Ve birkaç anına şahit oluruz Bir ömrün tamamını bilmeden Bir insanın niyetine hükmetmek Denizin kıyısında durup okyanusun derinliğini ölçmeye çalışmak gibidir Bazen yardım etmeyen kişi merhametsiz değildir Bazen konuşmayan kişi ilgisiz değildir Bazen geri çekilen kişi sevgisiz değildir İnsan kimi zaman kendi içindeki fırtınaları dindirebilmek için Son kalan gücünü korumaya çalışır Çünkü her el uzatışın bir bedeli vardır Ve herkes o bedeli ödeyebilecek durumda olmayabilir Dışarıdan cimrilik gibi görünen şey İçeride bir tükenmişliğin son sınırı olabilir
Alışkanlık, İrade, Özgürlük
Seçim, eylem ve sonuçların farkında olarak yaşamamız gerekiyor. Bu bazen insana yorucu gelip akışta olarak yaşama arzusuna girebilir. Bu arzu da doğrudur ki zaten ortaya çıkış sebebi de ilk bahsettiğim durumun farkında olunması değil, insanın kendisine bunu dayatması ve kendisini buna zorlamasından kaynaklıdır. Zorlayarak değil de hem farkındalığı hem koruyup eyleme geçtikten sonra kendimizi akışa bırakırsak işte o zaman en iyisi gerçekleştirilmiş olur. Eylem konusunda da alışkanlık ve bağımlılık önem arz ediyor. Tekrar edilen bir davranış zamanla iradeden çıkıp istemsizce gerçekleştirilen bir tekrar sürecine girince bu alışkanlık oluyor. Bu davranışı yer yer yapmayı bırakabiliriz ama tekrardan kendisini gösterir. Bağımlılık ile arasındaki fark da burada ortaya çıkıyor; bağımlılık, o eylemi yapmaktan vazgeçememe durumudur. Bunlardan kurtulmak da öncelikle sistem işleyişini anlamaktan geçiyor. Tekrar edilen bir eylem ile zihnimizi bir nöral ağa sıkıştırmış oluyoruz. Bunu kırmak için farkındalıktan sonra ilk karşıt eylemi gerrçekleştirebilmek ve bunu devam ettirmek gerekiyor. Anlamsız gelse de beyin o davranışı alıştığı için bundan kopabilmek adına beyni bu karşıt eylemi gerçekleştirirken kapatıp sadece yapmak gerekiyor. Bir kere bu eylemin anlamı belirlendi ve bir kere yaptık diye alışkanlıktan kurtulmuş olmuyoruz, o nöral ağa tekrar girdiğimi hayal edince yabancılık çektiğimizi hissedene kadar bu karşıt eyleme devam edilmesi gerekiyor. Sonrasında da bu iradeyi gösterme sebebimizin alışkanlığın bize kötü geldiğini bilip devamında da hiçbir şekilde o nöral ağa teörardan beynimizi sokmamamız gerekiyor.
Duygu ve Düşünce