Nermin Yıldırım'ın kalemini çok seviyorum. Arada hiçbir engel yok gibi, bir arkadaşla sohbet ediyor gibi, hatta bazen kendi kendime konuşuyormuşum gibi hissettiriyor. O kadar içten, o kadar yalın, o kadar akıcı...
En sevdiğim kitaplarından biri oldu. -okuduğum tüm kitaplarını beğendiğim için kendi aralarında sıralama yapmaya içim elvermiyor- Yaptığı her hatada kendini saatlerce, günlerce, haftalarca, aylarca ve yıllarca suçlayan, güvenilmez ve düşmanca hafızasının kendisine çektirdiği eziyetlere katlanmaya çalışan ve kendisini affetme konusunda inanılmaz bir başarısızlık gösteren ben; bu kitabı okumaya çok ihtiyaç duyuyormuşum. İhtiyaç duyuyor ama bilmiyormuşum.
İyi geldi, çok bir şey değiştirir mi bilmiyorum ama kısa süreli de olsa kendime karşı takındığım o acımasız tavrın anlamsızlığını bir kere daha ve öncekilerden bir nebze de olsa daha güçlü hissettirdi.
İyi ki okumuşum.. İzel-Çelik-Ercan'dan bir alıntı yapıp incelemeyi taçlandırmak isterdim ama aklıma hiçbir şey gelmedi.
Ve son olarak kınadığınızı yaşamadan ölmezmişsiniz, kınamayın :)
Unutma DersleriNermin Yıldırım · Doğan Kitap · 20195,5bin okunma
Sivas’ın Kangal ilçesine ilk kez gidiyordum. Çocukluğumdan beri adını duyduğum, dünyanın en güçlü çoban köpeklerinden biri olarak gösterilen Kangal köpeklerini yerinde görmek istiyordum. Fotoğraflarına defalarca bakmış, haklarında onlarca yazı okumuştum. Fakat bazı şeyler uzaktan öğrenilmiyor. Bazı değerleri anlamak için onların bulunduğu toprağa basmanız gerekiyor.
İlçeye vardığımda ilk dikkatimi çeken şey bozkırın dinginliği oldu. Şehirlerin bitmek bilmeyen gürültüsünden sonra buradaki sessizlik insana yabancı gelmiyor, aksine yıllardır özlediği bir sesi yeniden duyuyormuş hissi veriyordu.
Kangal köpeklerini ilk gördüğüm an ise anlatılan hiçbir cümlenin onları tam karşılamadığını anladım.
Heybetleri yalnızca iri cüsselerinden gelmiyordu. Bakışlarında acele etmeyen bir güven vardı. Kendilerini ispatlamak zorunda olmayan canlıların huzuru... Sürünün etrafında dolaşırken attıkları her adım ölçülüydü. Gereksiz hiçbir hareket yapmıyorlardı. Güçlerini göstermek için saldırmaya ihtiyaç duymayan bir asaleti seyrediyordum.
Uzun süre onları izledim.
Sonra yürümek istedim.
İlçenin dışına doğru uzanan eski demiryoluna çıktım. Rayların üzerinde ağır ağır ilerlerken karşıma yıllardır ayakta duran Deliktaş Tüneli çıktı. Taştan örülmüş kemeriyle bozkırın ortasında sessizce bekliyordu. İçeri girdim.
Her adımda dışarıdaki gün ışığı biraz daha geride kaldı.
Tünelin serinliği yüzüme vuruyordu.
Ayak seslerim taş duvarlardan geri dönüyor, sanki önümde benden birkaç saniye önce yürüyen başka biri varmış gibi yankılanıyordu.
Tam tünelin ortalarına yaklaşmıştım ki uzaktan rayların titrediğini hissettim.
Ardından trenin sesi duyuldu.
Hızla duvara yaslandım.
Lokomotif yaklaştıkça karanlığın içini delen beyaz far büyümeye başladı.
Bir an...
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132,2bin okunma
Faydalı ama fazla iddialı bir söylem.
Bir arkadaşım bana dedi ki, hocam tam sana göre bir çalışma var, ben faydalanamadım ama senin faydalanacağını biliyorum.
Önce anlam veremedim ama okudukça ne demek istediğini anladım. Ben tefsir ya daha hadis çalışırken de bir kere kelimenin kökünü bulmadan ve eğer o kelime Türkçede kullanılıyorsa onu da söylemeden geçmiyordum ders çalışırken. Çoğu zaman arkadaşlara bu kelimeyi biliyoruz dediğim zaman şaşırıyorlardı, tabi ki şudur diyene kadar. Hoş çoğu uzun zaman yok duymadık demeleri çoğunluktaydı çünkü yine Allah razı olsun diyeceğim benim Risale i nur gibi bir gerçeğim var.
Bu çalışma işte o minvalde bir şey. Türkçe dediği eski Türkçede kullanılan zaten Arapça köklü kelimeler ya da çok kişinin günlük hayatta kullanmadığı kelimeler. Bu bir eksiklik ya da değil. Fazla iddialı ama yanlış değil. Şu kadarını söyleyim ki ben örnekleri çok yavan buldum. Aklıma bu köklerle ilgili tonla Türkçe kelime geldi. Bazı yerleri fazla zorlama buldum, çok daha kolay kelimeler var günlük hayatta, ama olabilir, Arapçaya hakim olsa insan Türkçeye hakim olmayabilir. Türkçe'ye hakimdir, Arapçaya hakim olmayabilir, dil böyle bir şey. O yüzden yorumum bu oldu. Doğru ama iddialı. Benim için hiç katma değeri olmadı demeyeceğim ama bu benim zaten normal tarzımdı. Bu kadarını kitaptan alırsın gerisini tamamlarsın. İyidir.
Daha fazla yazabilirim ama yazmak istemiyorum çok sıkılıyorum. İçimde bir his; bir yerlerde duymak istemediğin bir şeyler yaşanıyor. Böyle bir sıkıntı. Hayrolsun.
Kitabı bitireli çok olmadı ama şimdiden bazı olayların detayları zihnimde silikleşmeye başladı. Buna rağmen geriye kalan duygu hâlâ capcanlı. Çünkü bu kitap bana bir hikâyeden çok bir his bıraktı.
İlk bakışta bir hayvanın yolculuğunu okuyormuş gibi görünse de aslında insan olmanın ağırlığını anlatan bir roman. Bilmek, büyümek, kaybetmek, anlam aramak ve bazen dünyanın yükünü omuzlarında hissetmek üzerine uzun bir düşünce gibi.
Kitap boyunca en çok etkilendiğim şeylerden biri, eksiklik duygusunun çok tanıdık bir yerden anlatılmasıydı. Kendini yeterli hissedememek, başkalarıyla kıyaslanmak, sevgiye layık olmak için bir şeyleri başarmak gerektiğini düşünmek… Bunlar yalnızca karakterlerin yaşadığı duygular değil; birçok insanın çocukluğundan taşıdığı görünmez yükler.
Bu yüzden bazı sahneleri okurken bir karakteri değil, kendi geçmişimden parçaları gördüm. Bazen bir cümlede, bazen bir davranışta, bazen de bir sessizlikte.
Benim Aptal Niyetlerim’i okurken aklıma sık sık şu düşünce geldi: İnsanlar farkındalığın yalnızca huzur getireceğini sanıyor. Oysa bazen farkındalık önce ağırlık getiriyor. Dünyayı, zamanı, ölümü ve kendini daha net gördükçe bazı şeyleri taşımak da zorlaşıyor. Kitap bunu çok sade ama çok etkili bir şekilde hissettiriyor.
Yine de bu karanlık bir hikâye değil. Çünkü tüm sorgulamaların, kayıpların ve yalnızlıkların arasında insanı ayakta tutan bir şey de var: kurulan bağlar. Bir bilgiyi, bir hikâyeyi, bir sevgiyi başka bir canlıya aktarabilme isteği. Belki de yaşamın en anlamlı taraflarından biri bu.
Benim Aptal Niyetlerim, beni ağlatan ya da sarsan kitaplardan biri olduğu için değil, kendimden bazı parçaları beklemediğim yerlerde karşıma çıkardığı için uzun süre aklımda kalacak.
Bazı kitaplar karakterlerini anlatır.
Bazıları ise okurunu.
Sakura’nın Ailesi’ni okurken uzun süre yanlış bir hikâye okuduğumu sandım.
Yeni bir eve taşınan, hayata uyum sağlamaya çalışan, kendi küçük sorunlarıyla büyüyen bir ailenin hikâyesi gibi başlamıştı her şey. Karakterlerin yaşayacağı zorlukları tahmin etmeye çalışırken aklıma gelenler oldukça sıradandı: okul sorunları, arkadaşlık ilişkileri, dışlanmak, yeni bir çevreye alışmak… Oysa kitap beni hazırlıksız yakaladı ve bambaşka bir yere götürdü.
Sayfalar ilerledikçe olaylardan çok, bir ailenin taşıyamadığı yükleri okumaya başladım.
Bu kitapta beni en çok etkileyen şey, trajedinin yüksek sesle anlatılmaması oldu. Büyük acılar yaşanıyor ama kimse uzun uzun konuşmuyor. Kimse kendini açıklamıyor. Acı, karakterlerin bedenlerinde, davranışlarında ve sessizliklerinde görünür hale geliyor.
Annenin yaşadığı değişim bunun en çarpıcı örneklerinden biriydi. Yaşadığı yükü anlatmak için kelimelere ihtiyaç duymuyordu. Bedeni onun yerine konuşuyordu. Babanın bir noktadan sonra ortadan kaybolması ise ilk başta öfke uyandırsa da, zamanla başka bir duyguya dönüşüyor. Çünkü kitap onu bir kötü karakter olarak değil, taşıdığı yükün altında ezilen bir insan olarak gösteriyor.
En sarsıcı bölümlerden biri ise ağabeyin hikâyesiydi. Aynaya baktığı anı okurken içim düğümlendi. Çünkü orada yalnızca fiziksel bir kayıp yoktu. Hayatın, hayallerin ve insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin bir anda değişmesini görüyorduk.
Kitabın başlarında hâlâ umutlu düşünüyordum. Yaşananların sevgiyle aşılacağını, ailece birbirlerine sarılacaklarını, her şeyin yoluna gireceğini sanıyordum. Belki de bu yüzden sonraki sayfalar bu kadar sert geldi. Çünkü kitap, okuru güvenli bir yere yerleştirdikten sonra yavaş yavaş o zemini çekiyor.
Sakura’nın Ailesi bana bir kez daha bazı hikâyelerin hayaletlere, canavarlara ya da
Sakura'nın AilesiKanako Nishi · Beyaz Baykuş Yayınları · 202568 okunma
Çok severek okudum .
Kitap çok farklı bir hayal gücüyle yazılmış . Hiç aklıma gelmeyecek karakterlerimiz var . Başından geçen olaylarda bir masal gibi. Tavsiye ederim
Oz BüyücüsüL. Frank Baum · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202218,1bin okunma