Göçmüş Kediler Bahçesi, post modernist yazın teknikleri üzerine her araştırma yaptığımda, kısaca bahsedilip geçilen, hakkında kayda değer bilgiye rastlamanın çok zor olduğu, okuduktan sonra Türkçe edebiyatın en eşsiz yazarı saydığım Bilge Karasu’yla tanıştığım kitap olmuştu geçen sene. Bunda Metis Yayınlarının bu kitaptaki müthiş kapak tasarımı da etkiliydi (Narla İncire Gazel’de de aynı hassasiyet korunsaydı keşke), Gece’nin en son okunacak eseri olması gerektiğine dair zihnime bir yerlerden kazınmış olan bilgi de.
Göçmüş Kediler Bahçesi’nin, yazılmış en iyi Türkçe öykü kitabı olduğuna şiddetle inanıyorum. Yoğun anlatımı, farklı dili, ilk kitabı Troya’da Ölüm Vardı’dan itibaren çekinmeden aralara kattığı yazınsal deneylerle (öyküyü 1a, 2a, 1b, 2b diye parçalara bölmek; bilinç akışı bölümlerinde noktalama işareti kullanmamak, hiçbir yazısında “ve” bağlacını kullanmamış olması, anlatıcının düşüncelerini paragraftan bağımsız dizeler halinde vermek gibi) okunduğu vakitte sindirilmesi zor olsa da, üzerine düşündükçe değeri anlaşılacak bir eser bu. Kitap, öyküler arasına 13 bölüm halinde dağıtılmış bir uzun öykü (Göçmüş Kediler Bahçesi) ile 12 “masal”dan oluşuyor. Bu metinleri masal diye adlandırıyor olması yanıltmasın, zira metinler fantastik unsurlar içerse de, çocuk masallarına hiçbir benzerlik göstermiyorlar. Ölüm izleği, öykülerin birçoğunda ağırlıklı olarak hissedilebiliyor, bunun yanında birçok öykü doğayı, doğayla mücadele eden insanı konu alıyor. Fakat bunlar kitaba bir temanın hakim olduğunu düşündürmeli. Göçmüş Kediler Bahçesi öyküsünün bölümleri hariç, öyküler birbirleriyle bağlantılı değil, eğer ille de bir kulp takılmak istenirse, Bilge Karasu külliyatının geri kalan birçok eseri gibi insanı konu alan masallar bunlar, korkuyu, hüznü, ölümü ve sevgiyi uçuk