İnsan ne kadar ileri teknolojiye, büyük ekonomiye ve küresel sistemlere sahip olursa olsun; gelişmiş dürbünlere, uydulara, kameralara, süper bilgisayarlara ya da yapay zekaya değil varlık nedir? sorusunu sormaya ihtiyacı vardır.
Varlığın karşıtı yokluk ve anlamın karşıtı anlamsızlıktır… (varlığı düşünmenin önemi..)
Varlık anlamsız, bilgi yakinsiz, ahlak temelsiz olduğunda insan hayatı da anlamsız ve saçma hale gelir.
Ancak varlık sorusunu sormaya başladığımızda hiçlik kuyusundan birkaç adım uzaklaşmaya başlarız. Varlık yokluğun, anlam anlamsızlığın, amaç amaçsızlığın, gaye saçmalığın yerine geçmeye başladığında belki bir şansımız olabilir ..
Hakikat ne kadar derin ve güçlüyse varlık da o kadar dolu zengin ve kavidir. Ne kadar hakikatsen o kadar varsın fakat bu var olma sıradan, olağan ve antik manada maddi biri var olmayı değil, kendi özünde ve hakikatine uygun bir şekilde var olmayı ifade eder.
İnsan yeryüzünde şiirsel bir biçimde var olabildiği oranda kendi hakikatine yaklaşır bu yakınlık onun varlığını daha fazla kılar. Ancak kendi hakikatini yaşayabilen insan daha fazla vardır. Diğer tüm var olma biçimleri onu çoğaltmaz, tersine azaltır azlaştırır ve fakirleştirir.
Var olan şeyleri var eden temel ilke varlığın kendisidir. Bu temel ilke; aynılık ve farklılığı, birlik ve çokluğu, vahdet ve kesreti varlığın kuşatıcı hakikatinde temellendirir. Farklılık ve birlik, çokluk ve teklik ilkesi aynıdır yani varlıktan başkası değildir bize ayıran da birleştiren de…
Kesretteki vahdeti, çokluktaki birliği görmeye başladığımızda tek bir hakikatin sonsuz renk, şekil, tını, suret ve sirette tezahür ve tecelli ettiğinide kavramaya başlarız. Varlık alemine bunu zaviyeden baktığımızda, alemdeki en küçük zerreden galaksilere kadar her şeyin aynı ilkede