Dünyanın Şalteri ve Ruhun Kandili
"Düşün et ki vakit akşam... Seni esir alan bir kitabın en büyüleyici sayfasındasın yahut bir rüyanın en tatlı yerinde... Ve ansızın zifiri bir karanlık çöküyor; ışık sönüyor, her şey yarım kalıyor. O an çehrene oturan o ani hüsran ve çaresizlik var ya; işte o mahzun ifade, ecel gelip ruhunun kandilini söndürdüğünde aynen tekerrür edecek. Nihai karanlık çökmeden evvel, ömrünü salih amellerle öyle bir donat ki, ahiret yolculuğunda seni cennete ulaştıracak nurların olsun. Dünyanın şalteri ansızın indiğinde ruhun, kendi ışığıyla kendi önünü aydınlatsın"✍️
Duygu ve Düşünce
Medine müdafası ve küsen şehirler Gönül dağımın al gülü Açsın nergisi sümbülü Petek kovan baldır dili Sevdiğim küsmüş gücenmiş sabri galip dogan SEVDİĞİM KÜSMÜŞ GÜCENMİŞ Değerli edebiyat defteri es selam aleyküm Allahın selam ve bereketi hepimize olsun kıymetli şairimiz Sabri Galip gönül dağımın al gülü diyerek duasına başlıyor açsın nergiz sümbül diyerek güzel bir niyaza bizide ortak ediyor sene 1916 ile 1919 yıllarıdır birinci dünya savaşının en çetin yılları ingilizler medine mekkede binlerce katliam yaptı ilk önce arılar sonra insanlar katledildi o arıların petekleri yok edildi Mekkenin o yıllarda en temel uğraş alanı hurma bahçeleri ve zeytinliklerdi birinci dünya savaşında insanların kendi eli ile diktiği peygamber hurmaları ingiliz çizmeleri altında ezildi hayvanlar insanlar bitkiler şehit edildi Sinan Canan kitabında sen her nefesinden sorumlusun oysaki insan çoğu zaman okuyor fakat ne yazıkki doğru yorumlayamıyor Sinan Canan kainatta önemsiz hiç bir olay vuku bulmaz desede insanoğlu önemsizleştiriyor bu yüzdende üretemiyor düşünemiyoruz işte Medine Müdafası  1916-1919 yılları arası mekkede şerif hüseyinin mekkede verimli üretim ve bahçelere sahip olabilmek amacı ile ingiliz desteğinde başlattığı bir isyan ve kuşatma harekâtıdır bazen sevdiklerimizi bazen ise kutsal şehirleri küstürüyoruz Medine fatihi fahrettin paşa ihtiyar bir kurt gibi ne kadar çok dirensede yalnızlığa terkedilmiş teslim olmuştur O Medine fatihi ve peygamber askeri Hüzün penceresindendi bakışım, Kışın bağrındaki sakladığı bahara. Uzar uzadıya, Mevsimler hazan. Gün ölür  Gecenin koynunda sabahlar. ramazancelik-HÜZÜN PENCERESİ Es selam aleyküm ve Rahmetullah değerli okurlar ve yazarlar Allahın 99 adı ile hepinize bereket diler dualar ederim sayın Ramazan Çelik abim mevsimler
Din
Reklam
#𝙎𝙀𝘽𝙀_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙞_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙞𝙍☝️ 📗 (#Muhammedim) De ki: “Rabbim kullarından dilediğine rızkı bol verir, dilediğine ise az verir. Şunu bilin ki, hayır yolunda ne harcarsanız, Allah onun yerine yenisini lutfeder. Çünkü O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” 39 #Tefsir: 📖 📖 Sahip olduğumuz mallardan bize faydalı olacak olanlar, Allah yolunda harcadıklarımızdır. Gönül rızâsıyla veren kişi bundan ötürü bir kayba da uğramaz. Allah Teâlâ tarafından onların yeri, güzel bir şekilde yenileriyle doldurulur. Mesela dünyada benzeri maddi imkânlar lütfeder. Daha önemlisi o kişide, bitmez tükenmez bir hazine olan kanaat duygularını geliştirir ve onun iç huzurunu artırır. Âhirette ise infaktaki cömertlik ve ihlasına göre kat kat mükâfat verir. Nitekim Allah Resûlü (s.a.s.), infâkın faziletini beyân sadedinde şöyle buyurur: “Her sabah iki melek iner. Biri: «Yâ Rabbi! Senin yolunda harcayana, buna karşılık sen de yenisini ihsân eyle!» der. Diğeri de: «Yâ Rabbi! Cimrilik edenin malını telef et!» diye dua eder.” (Buhârî, Zekât 27; Müslim, Zekât 57) “Ey Âdemoğlu! İhtiyacından fazla olan malını sadaka olarak vermen, senin için iyi; vermemen ise kötüdür. İhtiyacına yetecek kadarını elinde tutmandan dolayı ayıplanmazsın. İyiliğe, geçimini üstlendiklerinden başla. Veren el, alan elden daha üstündür.” (Müslim, Zekât 97; Tirmizî, Zühd 32) “Kim, helâl kazancından bir hurma kadar sadaka verirse, ki Allah helâlden başkasını kabul etmez, Allah o sadakayı kabul eder. Sonra onu dağ gibi oluncaya kadar, herhangi birinizin tayını büyüttüğü gibi, sahibi adına ihtimamla büyütür.” (Buhârî, Zekât 8; Tevhîd 23; Müslim, Zekât 63, 64) Böyle dinî gerçekleri hiçe sayıp, sadece kendi doğrularının peşinden giden kâfirlerin âkibetine gelince: Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri
Yolda olmanın küçük bir bahsi
"Bir kez ayaklarının üstüne dikildi mi , öylece kalmamalı insan." Yıllarca yürümenin felsefesi üstüne düşündüm durdum. Benim için yürümek eylemi daima yolda olmayı hayatta var olmak için hareket etmeyi çağrıştırır. Oruç aruoba da der ya hani, önemli olan varmak değil yolda olmaktır diye işte tam buradan tutuyorum yürüme felsefesini. Bugün bir dostumla sohbet ederken bir amaca varmak için çok çalışması sınava girmesi gerektiğinden ama bir türlü bazı kararları alamadığından bahsetti. Yani aslında durduğundan... Durma eylemi yürüme eylemine göre daha tatlı daha keyifli görünüyor olabilir belki de hissi de öyledir. Fakat doğmak , yaşamak ve ölmek üçlemesinde başımızın üstünde yer alan kum saati için bu keyifli ve tatlı eylem tehlikeli değil mi? Şöyle bir es vereyim. Burdaki terim üzerine konuşurken durmanın felsefesi olarak adlandıramayız bunu çünkü bu daha çok an'da kalmak zihni dinlendirmek anlamlarına gelebilir. Benim bahsim daha çok eylemsizlik. Düşünce eylemsizliği, öğrenme eylemsizliği, sorgulama eylemsizliği. Forrest Gump vari bir koşturmadan bahsetmiyorum tabiki :) Bir kitabı açtığımızda, bir sorunun peşine düştüğümüzde, bir karar aldığımızda aslında kendi içimize büyük bir adım atmış oluruz. Ama eylemsizlik dışardan tehlikesiz gibi görünsede insanın iç dünyasında bir tortu bırakır. Birikir birikir ve zaman geçtikçe daha çok birikir. Biz yürümedikçe birikir. Meseleye dönecek olursam aslında dostumun keyifsizliği yolun zorluğundan değil, harekete geçmeyi sürekli ertelemesindendi. Kusursuz adımı aradığı belliydi , ama durum aslında o kusursuz adımı bulmak değil sadece bir sonraki adımı atmasından ibaretti. Yolunun fazla engebeli olması mı korkutuyordu veyahut nefesinin bu yola yetemeyeceği mi bilmiyorum. Ama bunu zaten kim bilebilir ki yola çıkmadan? Bir güç arıyor
Küresel Güç Siyasetinde "Kasıtlı Çözümsüzlük" ve Güvenlik Paradoksu: Böl-Yönet Mirasından Bölgesel Kırılmalara Uluslararası siyasetin tarihsel akışı incelendiğinde, coğrafi sınırların ve egemenlik alanlarının belirlenmesinde küresel güçlerin bıraktığı yapısal mirasın, bugünkü jeopolitik krizlerin temel yakıtı olduğu görülmektedir. Emperyalist vizyonun bir sonucu olan ve siyaset biliminde emperyal miras olarak tanımlanan bu durum, sömürgeci güçlerin bir bölgeden fiziki olarak çekilirken arkalarında kalıcı barış hatları yerine pimi çekilmiş el bombalarını andıran kronik sorunlar bırakması esasına dayanır. Kasıtlı çözümsüzlük olarak nitelendirilebilecek bu strateji; egemenlik çatışmalarını körüklemek, yeni kurulan yapıları eski hamilerine bağımlı kılmak ve bölgesel bir süper gücün doğuşunu engellemek amacıyla yüzyıllardır sistematik bir biçimde uygulanmaktadır. Fiziksel varlığını sonlandıran sömürgeci irade, ardında bıraktığı istikrarsızlık alanları sayesinde bölgenin geleceğine ipotek koymaya devam etmekte, krizlerin kendisini sistemin devamlılığını sağlayan birer yakıta dönüştürmektedir. Bu sistematik mirasın en somut ve kanayan örnekleri, Güney Asya’dan Uzak Doğu’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada bugün bile sıcak çatışma potansiyelini korumaktadır. İngiltere’nin bin dokuz yüz kırk yedi yılında Hindistan alt kıtasından çekilirken apar topar çizdiği sınırlar, nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan ancak yöneticisi Hindu olan Keşmir bölgesini tam bir belirsizliğe mahkûm etmiştir. İngiliz sömürge aklının arkasında net bir hukuki statü bırakmadan çekilmesi, iki komşu ülkeyi nükleer silahların gölgesinde üç büyük savaşa sürüklemiş ve Keşmir’i kalıcı bir istikrarsızlık merkezine dönüştürmüştür. Benzer bir sınır mühendisliği, bin sekiz yüz doksan üç yılında çizilen
Tarih
Yıllarca okuduktan sonrra iyi maaş alan birisinin başka meslek yapamam demesi saçma. İyi maaş yetenekli ve zeki olduğunu gösterir.
Hayata Dair
Reklam
Reklam