Serenadı çok severek okuyan biri olarak yorumunuz beni çok şaşırttı. Tabiki sevmek zorunda değilsiniz ve Livanelinin çok da zor ve edebiyat kokan bir dili yok, bu konuda hemfikiriz fakat hikayenin içeriği bakımından Türkiyenin o dönemki kötü yanlarından bahsedilmesi gerekiyor. Yalnızca Türkiyenin değil Almanyasından İngilteresine kadar bir eleştiri var kitapta çünkü hikayenin ana konusu zaten hiçbir devletin ve başkanın tam olarak adil olamayacağı.
Karakterin İstanbulda Müslüman yapıyla karşılaşmaması, (ki yaşlılığında ziyaretinde cami ziyaretlerinde de bulunuyor) karakterin bu yapılarla alakasız olmasından ileri geliyor, zira ana karakterimizin o dönem İstanbula geliş amacı, bir Yahudi olan eşini kurtarmak ve bunu yalnızca o dönemin Yahudi veya Hristiyan cemaatleriyle sağlayabilir. Ayrıca kitaptaki yan karakterlerle İstanbulun İslam da dahil olmak üzere çeşitililiğine vurgu yapılıyor, nitekim kitapta en sevdiğim alıntılardan biri ' "Allah razı olsun" dedi ve ıstavroz çıkardı. İşte İstanbul, diye düşündüm. Müslüman duası ve ortodoks ıstavrozu bir arada. İç içe geçmiş dualar, dinler ve kültürler şehri.'
Son olarak geçtiğimiz ay Zülfü Livanelinin söyleşisine katılma fırsatım oldu, söyleşide sizin de değindiğiniz başörtülü öğrenci problemi ve insan farklılığı konusu da geçti, ve düşündüğünüzün aksine dönemin bu sorunlarından çok da yakındı Livaneli, merak ederseniz eğer katılımcılardan pek çoğu da başörtülü kadınlardı.
Okuduysanız buraya kadar teşekkürler, yanlış anlaşılmasın, Livaneli benim babamın oğlu filan değil, yalnızca karşıt yorum yapmak ve belki yakalayamadığınız yerlerden bahsetmek istedim :)