Beklemek gün geçtikçe beklemek gibi değil de hayatın ta kendisi gibi gelmeye başladı: Hayat, beklediğiniz şey gerçekleşmemekte ısrar ederken dikkatinizi dağıtmak için yaptığınız işlerdi.
"Aslında en büyük hazinenizin tam karşınızda olduğunu söylecektim. Bir kız kardeşin sevgisi kadar değerli hiçbir şey yoktur." Bunun üzerine anne, durup kızlarının ellerini tutup sıktı.
Eğer odada bir saat olsaydı kesin dururdu. Nadiren de olsa fazladan saniyeler çalan dakikalar vardı. Öyle değerli anlardı ki onlar, evren onlara yer açmak için zamanı esnetiyordu ve bu da o anlardan biriydi. İnsanlar bu tarz duraksamaları pek sık yaşamazlardı. Hatta bazı insanlar o anları hiç yaşamazdı.
"Kendinizden şüphe etmeye başladığınız zaman," dedi yeniden seyirciye dönerek, "korktuğunuz zaman şunu hatırlayın. Değişimin temeli cesarettir ve bizim kimyasal tasarımımızda değişmek var. Bu yüzden yarın uyandığınızda kendinize söz verin. Kendinizi tutmak yok. Neyi başarıp başaramayacağınız konusunda başkalarının fikirlerine tabi olmak yok. Ve artık hiç kimsenin sizi cinsiyet, ırk, ekonomik durum ve din gibi işe yaramaz kategorilere sıkıştırmasına izin vermek yok. Yeteneklerinizin kış uykusuna yatmasına izin vermeyin, hanımlar. Kendi geleceğinizi tasarlayın. Bugün eve gittiğinizde ben neyi değiştireceğim diye sorun kendinize. Sonra da işe koyulun."