Kızıl Kemâlizm
Puan vermedi·160 syf.··
2026 8. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 21:10
Çoğunlukla bilimsel bir temeli olmayan düşünceler silsilesi ile kaleme alınmış bu betik Solculuk ile Milliyetçiliği uzlaştırıp birleştirmeyi amaçlasa ve öyle sansa da buna erişememiş gibi görünmekte. En temel olarak "Millet tanımı" noktasında çok büyük bir hata yapıyor yazar. Türkiye'nin sınırları dışına çıkmayan ve bütün azınlıkları kapsayan bir tanım yapmaya kalksa da Turanî halklarla ilgiyi koparmıyor, hatta ileri gidip asılsız bir iddia olan "10 bin yıllık tarihi olan bir millet" şeklinde savunuyor Türklüğü. Hem Anadolu'nun antik halkları ile ırksal bağ kurup hem de diğer Turanî halklarla ilişki kuran yazar "biz Hitler gibi değiliz" diyerek kendini küçük düşürüyor. Dil, kültür ve vatan olarak birlik bulunmayan halklarla "ırk" dışında nasıl bir bağ kurulabilir? Daha da garibi ırkan Türk olmayan ama Türkiyeli olan kavimlerin Türkistândaki Türkî halklarla nasıl bir milletdaşlık ilişkisi olabilir. Baştan sona tutarsız bu "millet tanımı" Atatürk'ün adı da kullanılarak oturtulmaya çalışılıyor. Çünkü bu kadar tutarsız bir söylemi ancak bir siyâsî puta dayandırarak meşrulaştırabilirsiniz. Solculuk olarak ortaya koyduğu kavramların hepsini Kemâlizm zâten barındırdığına göre neden TÜRKSOLU adı altında yeniden toparlanma ve bunu millete anlatma ihtiyâcı duyduklarına da asla anlam veremedim. Zâten hazır olan bir sistemi birkaç farklı tefsirle aynı şekilde sunmanın mantığı pek olmasa gerek. Düz Sol-Kemâlizm, Sağ-Kemâlizm olarak ayrılsalar bütün sorunları çözecekler gibi ki aralarında pek de fark yok.
Tarih Boyunca Türkler Ve SolculukHüseyin Adıgüzel · İleri yayınları · 20093 okunma
Puan vermedi·320 syf.··
2025 2. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 09 Aralık 2025 12:37
Kitap, sizi binlerce yıl geriye, taa Altay Dağları'na götürüyor. Ama asıl heyecan, 8. yüzyılda başlıyor: Orhun Yazıtları! Kitap bu anıtları incelerken, o dönemin Türkçesinin ne kadar sade, keskin ve askerî olduğunu görüyorsunuz. Sanki taşlara kılıçla yazılmış gibi. Bu kısım, dilimizin "safkan" olduğu dönemi görmek açısından çok ilgi çekici. Anlıyorsunuz ki, bizim dilimiz, daha en başında büyük devletlerin diliymiş. ​Sonra dilimizin en çok değiştiği, "Karmakarışık" dediğimiz döneme geliyoruz. Türkler Müslüman olunca ve batıya doğru göç edince, dilimiz Arapça ve Farsça ile tanışıyor. Yeni bir inançla birlikte yepyeni kavramlar (ilim, irfan, hikmet, aşk...) geliyor ve bu kelimeler, adeta göçmen kuşlar gibi dilimize akın ediyor. Kitap size, Kaşgarlı Mahmut'un dilimizi koruma çabasını (Divanü Lugati't-Türk) ve hemen ardından Yunus Emre'nin "Eyvah, dil sarayda kayboluyor!" diyerek dili halka indirme mücadelesini de gösterecek. Yani bir yanda süslü püslü Osmanlıca, diğer yanda halkın sade Türkçesi... Ancak bu Osmanlıca dönemi, dilin en süslü olduğu ama halkla bağının en zayıf olduğu zaman dilimi. ​Kitap, bu ağırlaşmanın ardından dilimizin modernleşme savaşını anlatıyor. Aydınlar, "Konuştuğumuz gibi yazacağız!" diyerek "Yeni Lisan" hareketini başlatıyorlar. Ve tabii ki, zirve nokta: Cumhuriyet ve Harf Devrimi! 1928'de Latin harflerine geçişin sadece alfabe değişimi olmadığını, aynı zamanda toplumun okuryazarlığını patlatan bir kültür devrimi olduğunu çok güzel açıklıyor. Ardından kurulan TDK ile dilimizin "öz Türkçeleştirme" macerasını okuyorsunuz. (Okul, öğretmen, yasa gibi kelimelerin nasıl üretildiğini öğrenmek gerçekten ufuk açıcı.) ​Şimdi gelelim kitaba dair eleştiriye: Kitap, genellikle edebi dili ve devletin dilini (Orhun, Divan, TDK) merkeze alıyor. Ancak Anadolu'nun
Türkçe'nin Tarihiİbrahim Hakan Karataş · Ketebe Yayınevi · 20252 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·135 syf.··
2025 1041. kitabı
Bir Garip Tarih: Yakın Tarihin İslami Bir Eleştirisi Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma, İslam tarihi ve medeniyetine dair derinlemesine eserler kaleme alan bir akademisyen olarak, Türk okuyucuya modern tarihin tartışmalı sayfalarını İslami bir mercekle sunuyor: Bir Garip Tarih. Beyan Yayınları'ndan 1993 yılında yayımlanan bu 135 sayfalık inceleme, ISBN numarası 9789754730609 olan eserde, yazarın belge temelli yaklaşımıyla yakın tarihimizin "tahrif edilmiş" yönlerini sorguluyor. Sırma, Siirt doğumlu bir ilahiyatçı ve tarihçi kimliğiyle, eserlerinde sıkça işlediği sömürü mekanizmaları, İslam birliği ve kültürel erozyon temalarını burada da ustalıkla örüyor. Kitap, sadece bir tarih derlemesi değil; günümüz Türkiye'sine bir uyarı niteliğinde, resmi anlatıların ötesinde bir gerçeklik arayışı.Eser, yakın Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemine dair çeşitli belgelerin değerlendirilmesinden oluşuyor. Yazarın önsözünde belirttiği gibi, "Sizlere takdim etmeye çalıştığımız bu kitapçık, yakın tarihimizin değişik olaylarıyla ilgili bazı belgelerin değerlendirilmesinden ibarettir. Çalışmamızın birinci amacı, bize birçok yönleri yanlış anlatılmış olan yakın tarihimizin hiç olmazsa bir iki yönünün gerçek yüzünü ortaya koymak; ikinci amacı ise, bu konular üzerinde ayrıntılı olarak çalışacak araştırmacılara biraz olsun malzeme sunmaktır." Bu çerçevede, kitap Tanzimat'tan Harf Devrimi'ne uzanan bir yelpazede, reformların arkasındaki anti-İslami niyetleri ifşa etmeyi hedefliyor. Ana gövde, kısa bölümler halinde yapılandırılmış: II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesi (1909), Hilafet'in kaldırılması (1924), vakıf mallarının gaspı (1924-1926), Lozan Antlaşması'ndaki tavizler (1923) ve Latin alfabesine geçiş (1928) gibi olaylar, orijinal Osmanlıca belgelerle desteklenerek ele alınıyor. Örneğin,
Bir Garip Tarihİhsan Süreyya Sırma · Beyan Yayınları · 201194 okunma
Bu kitabı okumadan büyümemeli hiçbir çocuk!
10/10
·152 syf.··
2025 97. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 27 Eylül 2025 08:46
“Diyarın birinde göğsü kınalı bir serçe varmış. Ne zaman gök gürlese yere yatar ve ayaklarını gökyüzüne doğru kaldırırmış. Bir değil, iki değil, üç değil… Bir gün göğsü kınalı serçeye sormuşlar, “Neden böyle yaparsın?” diye; Demiş ki kınalı serçe…” Topkapı Sarayı’na gittiniz mi hiç? 360tr.com/topkapi-sarayi-... Onu görme, gezme şansınız oldu mu? On sekiz binden fazla el yazması kitap… Peki, orada yaşamak ister miydiniz? Tarihin akışının orada devam ettiği anda, orada büyümek, Osmanlı İstanbul’una orada şahitlik etmek, Osmanlı saray hayatını tanımak, Milli mücadele yıllarını, değişen toplumu, yeşeren ümitleri, Cumhuriyetin kuruluş heyecanını oradan görebilmek… Ne büyük talih değil mi? Ya da ne büyük talihsizlik… Hayata baktığın pencere öyle önemli ki! Bazen şehzade olarak doğamazsın, ama şamaroğlanı olarak yaşadığın hayatı şehzade olsan yaşayamazsın. “Sevenim çok ama kimse sarılmanın ne olduğunu bilmiyor.” “Ömür boyu sorumlusun, gönül bağı kurduğun her şeyden,” der Küçük Prens, “gönül bağı” ne kadar önemli değil mi? Kan bağındaki zorunluluk yok ama gönlünle bağlanmışsın bir kere kaçışı da yok. “Gözlerimin içine baktı, bir süre sustu, sonra Seni benden alacaklar diye korktum,” dedi. Kimsesi olmayan bir Lala’nın şehzadeden çok bağlandığı, çocuğu bildiği şamaroğlanına bağı bazen gönül bağı, ya da bir şamaroğlanının evi bildiği, vatanı bildiği, herkes gitse de bırakıp gidemediği Topkapı Sarayı’na bağlılığı, “Sonra herkes gitti. Biz bir avuç insan kaldık Topkapı Sarayı’nda. Bir avuç insan ve eşyalar ve anılar ve tarih ve gökyüzü…” Herkes gider, sen gidemezsin bazen. “Bazı insanlar kopamaz kök saldığı topraklardan... Dedem öldü, ninemi alıp getiremedik mesela evimize.” Gidebilmiş miydi Gazap Üzümleri'nde Joad Dede. Gitmek ölüm
Kınalı Serçeİlber Ortaylı · Kronik Kitap · 20251,785 okunma
Dewrimci İslamın Kavramlara bakışı
10/10
·344 syf.··
Beğendi
·
2022 11. kitabı
Kavramlar Sözlüğü: Ali Şeriati'nin Devrimci Kavram Haritası Ali Şeriati, 20. yüzyılın en etkili Siyasal İslam düşünürlerinden biri olarak, geleneksel dinî kavramları sosyolojik ve devrimci bir mercekle yeniden yorumlayan bir entelektüel İslamcı devrimciydi. 1933'te İran'ın Sabzevar şehrinde doğan Şeriati, Paris'te sosyoloji ve din tarihi eğitimi almış, Marksist fikirleri İslamî teolojiyle harmanlayarak, özellikle İran İslam Devrimi'nin ideolojik zeminini hazırlayan bir figür haline gelmişti. Onun eserleri, sadece İran'ı değil, tüm Müslüman dünyayı etkilemiş; ruhban sınıfını eleştirmesi, eşitlik ve özgürlük vurgusuyla, İslam'ı statik bir ritüel yığını olmaktan çıkarıp dinamik bir toplumsal dönüşüm aracı olarak sunmuştu. Bu bağlamda, Kavramlar Sözlüğü (orijinal adıyla muhtemelen Farsça bir derleme olan ve Türkçe'ye Fecr Yayınları tarafından 2017'de çevrilen eser), Şeriati'nin kitaplarından, derslerinden ve makalelerinden derlenmiş bir kavramlar ansiklopedisi niteliğindedir. 344 sayfalık bu kitap, geleneksel İslamî terimleri, Batı kökenli kavramları ve Doğu dinlerine ait unsurları ele alarak, Şeriati'nin özgün dünya görüşünü sistematik bir şekilde ortaya koyar. Bu inceleme, kitabın yapısını, içeriğini, Şeriati'nin felsefesini ve günümüzdeki etkisini uzun uzadıya ele alacak; bir yazar gibi, düşünürün ruhunu yansıtarak, okuyucuyu onun devrimci çağrısına davet edeceğim. Kitabın Yapısı ve Derleme Süreci: Bir Kavramlar Labirenti Kavramlar Sözlüğü, geleneksel bir alfabe sırasına göre düzenlenmiş bir sözlük olmaktan ziyade, Şeriati'nin eserlerindeki kavramları tematik bir bütünlük içinde toplayan bir derlemedir. Kitap, üç ana bölüme ayrılabilir: İslamî kavramlar (tevhid, şirk, imamet, ümmet gibi), Batı kökenli modern terimler (sosyalizm, materyalizm, alinasyon, makinizm) ve
Kitap Alıntısı
Kavramlar SözlüğüAli Şeriati · Fecr Yayınevi · 201754 okunma
Bir Ulusun Aklı, Kurucu Zihnin Derinliklerinde
10/10
·511 syf.··
2021 77. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 15 Kasım 2021 15:33
Bu eser, kronolojik bir “Atatürk hayatı” değil; Atatürk’ün kurucu düşüncesinin hukuktan sosyolojiye, ekonomiden siyasete ve bilim–kültüre uzanan mimarîsini adım adım kuran bir entelektüel tarih çalışması. Başka deyişle, “ne oldu?”dan çok “nasıl düşündü ve bu düşünceyi devlete, hukuka, eğitime nasıl döktü?” sorusunun peşinde. Toprak, Atatürk’ün kurucu felsefesinin evrimini tematik başlıklar halinde izliyor: Hukuk: “Halkın iradesi ve hâkimiyet”, “Şer’i hukuktan nizami (laik) hukuka” ekseninde, kuvvetler ayrılığı fikrinin, medeni–ticari yargının, kodifikasyonun ve Cumhuriyet’in hukukî iskeletinin nasıl kurulduğunu gösteriyor. Sosyoloji: “Halkın egemenliği ve halkçılık”, “Millî egemenlik ve solidarizm” başlıklarında Ziya Gökalp ve Durkheim çizgisinin, birey–cemiyet–devlet ilişkisini nasıl yeniden kurduğunu tartışıyor. Ekonomi: “İstiklâl-i tam”dan İzmir İktisat Kongresi’ne, meslekî temsil/corporatism tartışmalarından devletçilik modeline geçişi izliyor; ekonomik bağımsızlığı siyasal egemenliğin şartı olarak konumluyor. Siyaset: “Eşitlik anlayışı ve kadın hukuku”, seçim usulleri, vatandaşlık; kadınların medeni hakları ve siyasal haklarına giden çizgi (1930/1934) bir “eşit yurttaşlık” programı olarak ele alınıyor. Bilim–Kültür: “Latin harfleri ve dilde sadeleşme”, “sosyolojiden psikolojiye”, “tarihten antropolojiye” başlıklarıyla dil, tarih, eğitim ve üniversite reformlarını ulusal kimliğin rasyonel inşası perspektifine yerleştiriyor. Ek olarak da tek parti dönemi ve Duverger okuması; ayrıca Atatürk’ün solidarizm anlayışına dair belge – kurucu düşüncenin metin üzerinden izini sürmek için altın değerinde. Bu tematik çerçeve, Atatürk’ün şu düsturuyla açılıyor: “Memleketler muhteliftir, fakat medeniyet birdir…” Yani hedef, yerli–millî bir kabuğa kapanmak değil; evrensel
Tarih
AtatürkZafer Toprak · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020166 okunma