Aç Kaldık.
4/10
·240 syf.··
2026 9. kitabı
·
83 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 19:18
Genel hatlarıyla Adler, Aşağılık ve Üstünlük komplekslerini merkeze yerleştirerek çeşitli davranışları örnek vakalar üzerinden açıklamış. Bu da bu davranışların arkasında daha derinlerde cok daha farklı nedenleri göz ardı etmeye neden olmuş, bence. Elbette aşağılık kompleksi- üstünlük kompleksi her insanın hayatında olan gerçeklikler ancak tek perspektiften bakıldığında sığ bir bakış getiriyor. Ayrıca "bireysel psikoloji" ekolünün kurucusu Adler, insanı sadece kendi iç dünyasına hapsolmuş bir varlık olarak değil, bir "topluluk üyesi" olarak konumlandırmış; insanın ruhsal sağlığını, diğer insanlarla kurduğu bağın kalitesine bağlayarak bireyi bencillikten kurtarmaya teşvik etmiş ve sosyal uyumun altını çizmiştir; "Sevgi ve evlilik sorunlarının içinden ancak sosyal uyum sağlamış kişiler çıkabilir." Bazı konularda bütünsel bir perspektiften bakmış insanın davranışlarının aslında genel yaşam üslubuyla ilgili ipucu verdiğini belirtmiş. Örneğin; iş durumuyla ilgili bir şeylerden kaçan/ sorumluluk alamayan/ düzen kuramayan kişinin aslında evlilik için hazır/uygun olmadığını belirtmiş. Tek bir davranışa odaklanmak yerine bunun hayatın ne kadarına yayıldığını görmek açısından güzel bir bakış açısı. Ve fakat; Toplumun kendisi hastalıklıysa, bireyin o topluma "ilgi" göstermesi onu iyileştirir mi, yoksa onu o çürümüş sistemin bir parçası haline mi getirir? Adler’in eğitim anlayışındaki en zayıf halka ise, doğum sırasına (ilk çocuk, ortanca, en küçük) verdiği aşırı önemdir. Adler, eğitimi bu "kategoriye" göre şekillendirir. Günümüz eğitim psikolojisi, çocuğun mizacının, nörobiyolojik yapısının ve içinde bulunduğu sosyo-ekonomik ortamın doğum sırasından çok daha belirleyici olduğunu vurgular. Adler’in bu konudaki genellemeleri, öğretmenlerin veya ebeveynlerin çocuklara "etiketler"
Yaşama SanatıAlfred Adler · Say Yayınları · 20063,690 okunma
Alfred de Musset- Marianne'in Kalbi
Puan vermedi
Marianne'in Kalbi, Fransız yazar ve şair Alfred de Musset tarafından yazılmış ünlü bir klasik tiyatro oyunu ve en çok oynanan oyunlarından biri. Claduio ile evli olan Marianne, aşığı Coelio ve Coelio’nun en yakın arkadaşı Octave ana karakterler. Oyun,Octave arkadaşının aşkına arabuluculuk yapmaya çalışırken olayların trajikomik bir hal aldığı karmaşık bir aşk hikayesini konu alıyor. Bir solukta bitecek bu trajikomik Fransız klasiği, yanlış anlamalar, tutkular ve ölümcül sonuçlar doğuran entrikalarla insan psikolojisi üzerine düşünmenize yol açacak. Ben bir otobüs yolculuğunda okuyup bitirdim, kısa sürede bitirecek veya yolculukta okunacak bir eser arayanlara öneririm.
Marianne'in KalbiAlfred de Musset · İş Bankası Kültür Yayınları · 20121,207 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yaşamın özü, hayatın anlam arayışı..
7/10
·155 syf.··
2026 86. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 00:34
Auschwitz ve 4 farklı toplama kampında bulunmuş, bir nöro-psikiyatrist.. Evet, yolu kamplardan geçen, bir doktor. Hikayesi gerçek hayattan. Mesleğinin ilerleme sürecinde, bu acı olayların etkisinin çok olduğunu söylüyor eserde. Nedenim vardı, nasılına katlandım diyor. Üçüncü Viyana Psikoterapi olarak anılan "Logoterapi'nin" ve varoluşçu terapinin babası diyebiliriz yazara. Diğer ikisi psikanaliz'le Freud ve Bireysel Psikolojiyle Alfred Adler. Düşününce, aklını kaçırmadan nasıl kurtulmuş diye düşünüyor insan.. Kampların zorlu yaşam şartlarını, tutukluluk halinin bireyde nelere sebep olduğunu, içinde iyilik tohumları olan insanların bile, o kamplardan çıkarken katile dönüşme potansiyeline büründüklerini, mantıklı ele alımlarla anlatıyor terapistimiz. Psikolojisine baktığımda ; eser, duygusal bağlamda ele alınmamış. Daha çok realist bir bakış açısıyla," yaşamın özü anlamdadır " arayışını anlatmış. Ben bu bakış açısını, ajite etmekten daha çok seviyorum. Ve inanıyorum ki ; her insan, her acının içinde gerçekten bir sebep bulursa kendine ve hayata tutunuyor. Hayat yolları taştan diye, çıkmaza düşüp, kendimizi motive etmeyi bırakmak, sebebimizi bulmadan bu hayattan gitmeyi kabullenmek bence de İnsanca, Pek İnsanca 1. Kitap değil. :) Her ne olursa olsun : *Bitirilecek çok acı var. *Nedeni olan nasılına katlanır. *Beni öldürmeyen şey güçlendirir. Logoterapi'yle ilgili ilk önemli eseri okuduğumu düşünüyorum. Meraklısına öneririm. Düşünce dünyanıza sağlık Viktor E. Frankl
Psikoloji
İnsanın Anlam ArayışıViktor E. Frankl · Okuyan Us Yayın · 202651,5bin okunma
9/10
·326 syf.··
2026 59. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 21:26
Kurucularıyla birlikte 7 farklı psikiyatri kuramını incelerken; çocuk gelişimi, birey davranışları, ankisiyete, korku, kaygı gibi pek çok duygu durum halini öğreniyor ve psikanaliz süreçlerini tanıyoruz. Engin Geçtan, tabi ki psikanalizin kurucusu Freud başta olmak üzere; Alfred Adler, Carl G. Jung, Otto Rank, Karen Horney, Harry S. Sullivan ve Erich Fromm kuram ve yaklaşımlarını oldukça açıklayıcı ve anlaşılır bir anlatımla sunuyor. Her yaklaşımı Freud'un kuramlarıyla karşılaştırıyor ve farklı bakış açılarının daha net anlaşılmasını kolaylaştırıyor. Böylece bizlerin de kendi görüşlerini oluşturmasına katkı sağlıyor. Ben de Freud'un bazı yaklaşımlarını "acaba" diye sorgularken, özellikle Adler, Jung ve Fromm'un görüşlerine de yakınlık duyduğumu fark ettim. Ayrıca, "Yaşamın ilk 7 yılının tüm hayatımıza etkisi", psikanaliz okumadan önce de üzerine çok düşündüğüm bir konuydu. Sullivan'ın bu görüşe katılmadığını öğrenmemle bu konudaki fikirlerim daha da özgürlük kazandı. Hala ilk 7 yılın büyük etkisi olduğuna inansam da, bu etkinin yönetilebileceğini düşünüyorum. Bundan sonraki okumalarım yeni bilgileri öğrenirken, kendi sorularıma da cevap aramakla devam edecek.
Psikanaliz ve SonrasıEngin Geçtan · Metis Yayınları · 20201,018 okunma
Kendimizle Olan O Bitmek Bilmeyen Kavga
8/10
·296 syf.··
2026 34. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 19:29
Bu kitap, son dönemde okuduğum eserler arasında beni en çok düşündüren işlerden biri oldu. Sayfaları çevirdikçe günlük hayatta üstünü örttüğüm, kendimle bile tam anlamıyla çözemediğim bazı noktaların net bir şekilde su yüzüne çıktığını gördüm. Karakterimde değiştirmek istediğim pürüzleri, eksiklerimi ve diğer insanlardan ayrılan farklılıklarımı sakin bir kafayla gözden geçirmemi sağladı. İçindeki tespitler o kadar yerindeydi ki, buradaki alıntı havuzumu dolduran çok fazla kıymetli satır buldum. Kitaba başlarken açıkçası çok büyük bir beklentim yoktu. Ancak yazarın bir filozof ile genç bir adam arasındaki diyaloglar üzerinden kurduğu o tartışma ortamı, beni ilk sayfalardan itibaren hikayenin içine çekti. Ağır ve sıkıcı bir psikoloji analizinden ziyade, insanın doğrudan kendisiyle yüzleşmesini sağlayan bir ayna gibiydi bu kitap. "Kusurlarımız ve eksikliklerimizi kabul edip onlarla savaşmayı bıraktığımızda, gerçek özgürlüğün kapısı aralanır." Ichiro Kishimi, bu çalışmasında bizi alışılmış Freud temelli yaklaşımların dışına çıkararak, Alfred Adler psikolojisinin o net duruşuyla tanıştırıyor. Freudçu ekol insanı tamamen geçmiş travmaların bir sonucu olarak görürken; Adler perspektifi, davranışlarımızı geçmişin gölgesiyle değil, bugünkü amaçlarımız ve yaptığımız seçimler üzerinden açıklıyor. Kitaptaki gencin filozofun düşüncelerine sürekli itiraz etmesi, metni teorik bir ders kitabı olmaktan çıkarıp günlük hayata çok rahat uyarlanabilen bir sohbete dönüştürmüş. Gencin o fevri çıkışlarını ve kırılganlıklarını gördükçe, aslında kendi içimdeki benzer sorulara cevap aradığımı fark ettim. Yazarın da üstünde durduğu gibi, modern insanın en büyük problemi, başkalarını memnun etmek adına kendisiyle sürekli bir savaş içinde olması. "Hayatta, insanın günün birinde eline aldığı
1000Kitap
Kendinle Savaşma SanatıIchiro Kishimi · Koridor Yayıncılık · 20192,546 okunma
10/10
·440 syf.··
Beğendi
·
2026 38. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 00:43
“Herkes Tanrı’nın kendisini seçtiğine inanıyor; Hristiyanlar, Müslümanlar…” seçilmiş din. Sizce de böyle bir şey var mı? Kutsal metinlerin arasına sıkıştırılmış ırkların kendini üstün görmesini sağlayan Tanrı’nın kelamı. Peki soruyorum Tanrı sizce kendi yarattığı kullar arasında ayrım yapmış olabilir mi? Birini diğerine zulmetsin diye yaratmış olabilir mi? Bence hayır. Bahsedildiği gibi adil ise tabi :) Çok tartışmalı bir cevap olur sanırım, bunu farklı konulardan da ele alıp din teması üzerinden konuşmazsak. Herkesin kendine göre bir din anlayışı var. Hatta bazılarının işine göre. Bana göre; başı sıkışınca Tanrı’ya inancı sonsuz olabilen, iyi zamanlarında Tanrı’yı unutabilen bir varlıktır insan. Göreceli ve sonsuza kadar tartışılabilecek bir konudur bu. Sen ak dersin ben kara. Ben inançlıyım derim sen inançsızsın dersin. Kime göre,neye göre. Ayrıca Sanane ve Bananeee? Başkalarına düşüncelerini dikte etmeye calismadığın sürece bence bir mahsuru yok. Bazen tabi dilimizi de tutamıyoruz o da ayrı. Bir şeylere körükörüne inanmak yerine benden asırlar önce yaşamış insanların düşüncelerini okumayı tercih ederim. İşte bu kitap tam olarak bizim (benim) merak ettiklerimi-zi belki de sormaya çekindiğimiz tüm soruları Spinoza eşliğinde okurla cevaplamaya çalışıyor. Şimdi gelelim kitabın konusuna; 1656 yılınının Amsterdam’ı ve Spinoza. 1910 yılının Estonya’sı ve Alfred Rosenberg (hitlerin en büyük akıl hocası, büyük fikirlerin gerçek babası) Geçmiş gelecek arasında gidip gelerek yazılmış bir kitap daha çok felsefe üzerine kurulmuş. Yalom iki insanın davranışlarının düşüncelerinin derinlerine inerek onları bir psikoterapist olarak ele alıyor. Cemaatin batıl inançlarını kabul etmeyerek, aforoz edilmiş Spinoza’nın bazı kaynakların gerçekliğine dayanarak bir topluluğuna dahil
İnsan ve Duygular
Spinoza ProblemiIrvin D. Yalom · Pegasus Yayınları · 20192,706 okunma