Belki de her şeyi kalıplara sıkıştırmaya çalışmaktı insanı mutsuz eden. Çocukluğundan beri öğrendiklerin ve sana öğretilenlerle bakıyordun her şeye. Anın gerçekliğini olduğu gibi değil de, öğrendiğin şeylerin, inançlarının, korkularının, hatıralarının, tecrübelerinin gölgesinden bakarak görüyordun. Herkesin penceresindeki camın rengi farklıydı bu yüzden. Birisi baktığında pembe görüyordu dışarıdaki manzarayı, diğeri baktığında ise koyu gri belki de. Tüm dünyayı bu şekilde algılıyorken asıl gerçek neydi o zaman?