Klasik dönem romanlarının çoğu, üç aşağı-beş yukarı toplumsal sorunları dile getirip neredeyse aynı konuları işlemesine rağmen, çağdaş edebiyatın kana susamış vampirvari tavrıyla her yerden kan tadı almak istemesine oranla çok daha nitelikli ve meselesi olan durumları irdeliyor bence. Bir Kadının Portresi de yıllardır satın aldığım, lâkin okumak için elimin gitmediği bir Henry James romanı. James’i de ilk ele alışım olduğunu belirteyim.
Roman, içerisinde “bir kadının portresi”ni çiziyor çiziyor ama, İsabel’in son derece zayıf kadın karakter şeklinde yazıldığını düşünüyorum. Bu satır aralarında da çok hissettiriyor zaten. Romanı okunur ve sonunu gördürten iki yanı var: ilki, tüm kişilerin psikolojik tahlilini, ince ince okumak oldukça zevkli (tabii psikoloji seviyorsanız). İkincisi ise, “diyalog roman”lardan ölümüne sıkılırken, James’in ustalıkla kotardığı “monologlar, iç sesler” soğutmadan, öğrenilecek şeyler var hissi veriyor. Bu yüzden tebrik etmek gerek. Sanırım en sevdiğim nedeni sona sakladım: Sanat! Toplum manzaralarını (çay içerken, müze gezerken, seyahat ederken, yemek yerken ve tiyatro izlerken) yazar, özellikle resim ve mimari açıdan bu manzaraları açıklayacak Correggio, Velazquez, Da Vinci, Michelangelo, Turner, Ghirlandalo, Puregino, Constable, Nicholas Lancret, Watteau gibi ressamların eserlerinden yararlanıyor. Bu vaziyet, kimi zaman sanat kitabı okuduğumu hissettirdi ve tahmin edersiz ne kadar hoşuma gittiğini. Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap’tan biri! Sabırla, zamanla bir okuma yapmanızı tavsiye ederim.