8/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 03 Şubat 2026 00:00
Kitabı hayatımın zor bir döneminde, babamın hastaneye yatışından bir süre sonra okudum. Herhangi basit bir şeyi düşünmenin bile acı verdiği zamanlardı. Böyle zamanlarda hep kitaplara sığınırdım. Bu kez elimde bu kitap vardı. İyi kitaplar zaten başlı başına iyileştiricilerdir. Bu kitap, adında da bu vaatte bulunuyor. Laurence Devillairs; aşk, dostluk, ölüm, hastalık, bağımlılık, güzellik, çirkinlik ve mutluluk gibi herkesin karşılaşabildiği 41 soruna filozofların gözünden bakarak felsefenin yalnızca düşünmek için değil, yaşamak için de gerekli olduğunu savunuyor. Devillairs, okuru ağır teorilere boğmak yerine, felsefeyi bir tür zihinsel ilk yardım çantası gibi kullanıyor. Bu nedenle felsefeye yeni başlayanlar için oldukça davetkâr bir eser. Hayatı Felsefeyle İyileştirmek, “Felsefe hayatıma gerçekten ne katabilir?” sorusunu soranlar için akıcı, düşündürücü ve pratik bir kitap. Bazen bir filozofun yüzyıllar önce sorduğu soru, bugün karşılaştığımız bir çıkmazı aydınlatabiliyor. Benim o günlerde yaşadığım aydınlanma veya nefes alışım gibi.
Hayatı Felsefeyle İyileştirmekLaurence Devillairs · Fol Kitap · 202513 okunma
10/10
·140 syf.··
2026 31. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 00:00
8 yıl olmuş ilk karşılaşmamızın üzerinden geçen zaman. İkinci kere okudum, ikinci kere çizdim satırları. Ama ilk kez gördüm bazı cümleleri de, ilk kez anladım. Kitaplar değişmiyor, evet, fakat okuyan değişiyor. Farklı biri olarak okuyunca da her okuyuş ilk okuyuş oluyormuş. Artık tüm kütüphanemi baştan okumak istiyorum. Oğuzcum Atay da çok severmiş kendilerini, etkilenmiş. Bilmesem onu okuduğumu sanırdım. O yüzden belki de böylesi tat alışım. Yeraltından dese de içimiz kadar yakın o sesin kaynağı veya bir o kadar uzak. Duymak gerek. Zaman zaman tekrar dönüp yeniden dinlemek gerek hatta.
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025159,4bin okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
10/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2026 56. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 21:14
OKUDUM - BİTTİ.! Kitap Adı: ANNEME MEKTUP Yazar Adı: WARİS DİRİE Sayfa Sayısı: 176 Kitap Puanım: 10 / 10 Kitap İncelemem: Son sayfayı kapatıp kitabı elimden bıraktığımda bir süre öylece kaldım. Gözlerim boşluğa daldı, nefes alışım değişti. Çünkü Waris Dirie’nin Anneme Mektup’u okunup üzerine bir şey söylenmeden kenara konulacak türden değil. Bu kitap, bir kadının kendi annesine – ama aslında tüm dünyaya – fırlattığı en cesur mektup. Waris, yazdıkça arınıyor; yıllardır köşe bucak sakladığı korkularıyla yüzleşiyor, kendini buluyor. Bir yandan annesine duyduğu sarsılmaz sevgi, diğer yanda onu anlamakla bağışlamak arasında gidip gelen o tarifsiz çelişki… Bazı satırlar öyle vurucu ki kitabı kapatıp derin bir nefes alma ihtiyacı duydum. Kadın sünnetinin acı dolu gerçeği, özgürlük arayışı, aidiyet sancısı… Waris tüm bunları gözünü kırpmadan, bütün çıplaklığıyla anlatırken aslında hiçbir zaman suçlamıyor. Sadece “Neden beni korumadın, anne?” diye soruyor – ve bu soru sayfalardan fırlayıp doğrudan okurun vicdanına saplanıyor. Ama kitap boyunca en çarpıcı olan şey şu: Tüm bu travmalara rağmen, Waris’in yazdığı bir mektup değil, bir aşk ilanı.
Anneme MektupWaris Dirie · Bilge Kültür Sanat Yayınları · 2023228 okunma
7/10
·592 syf.··
2020 309. kitabı
Sabit Kalem’in Ağustos ayı okuması ‘Petrol!’dü. Amerika çöllerini daima sevmişimdir; gerek filmlere, gerekse edebiyattaki yansımaları hep ilgimi çekmiştir. Upton Sinclair’ı elime ilk alışım oldu. Sabahattin Ali, Petrol! için şu sözleri sarf etmiş: “Bu romanda anlatılanların on da biri bile doğruysa, namuslu bir insan mutlaka sol görüşlü olmalı." Romanın gerçekliği su götürmez ve 1920’lerin petrol arayışları da meşhurdur; sanata aktarımları bolca mevcut. Demem o ki, komünist, faşist veya kapitalist olmak bizim elimizde! Petrol!, 1920’ler Amerika’sıyla başlıyor. Uçsuz bucaksız Kaliforniya çöllerinin sıcaklığını betimlemelerde bile hissediyor, arabayla yolculuğa çıkmış baba-oğulun suratına vuran fön rüzgarı sıcağını az buçuk azaltan hafif meltemi teninizde hissediyorsunuz. Sinclair, Güney Kaliforniya’da on bir yıllık deneyim sonucu yazmış eserini, sanırım “tuğla” dediğimiz boyutu bu sayede bi’ miktar anlıyoruz. Amerika’nın siyasi duruşu, dış politikadaki etkinliği ve yerel halkı ikiye bölen olaylar. Aslında Petrol!, Soğuk Savaş dönemine doğru bir yolculuk, devrin ardında Amerika’da artan milliyetçiliğin götürüsü (bu bi’ getiri değil) olarak yaşanan “komünist avlama zamanları” ya da ‘McCarthycilik’, ‘İkinci Kızıl Panik’e doğru dikenli yollar anlatıyor. Petrol Savaşları’nın 1920’lerden günümüze kadar ulaşması, (Körfez Savaşları) romanın güncelliğini, söylediklerinin önemini katlıyor. Romanı, maalesef ki uzun buldum. Kalınlığı konusundaki sebebi yukarıda belirttim, lâkin belli kısımdan sonra, kitabın klişeleştiğini söylemek zorunda olsam da, okumanız gerektiğini düşünüyorum. Bugüne dair anlatacak şeyleri var. 2007’de There Will Be Blood (Kan Dökülecek) izlemenizi tavsiye ederim. BBC
Petrol!Upton Sinclair · Sel Yayıncılık · 2018324 okunma
6/10
·192 syf.··
2020 308. kitabı
Arjantin doğumlu yazar Alberto Manguel’i ‘Efsanevi Yaratıklar’la ilk elime alışım. Babasının mesleği (diplomat) gereği pek çok ülkede yaşamış ve çokça dil biliyormuş. Öğrenciliğinde Jorge Luis Borges’e dört yıl boyunca kitap okumuş. Aslında Manguel okudukça, Borges okuyormuşsunuz hissine kapılmamanız olası değil; etki-tepki olayı. Manguel, bu kitabı yazma amacını önsözde kendisi belirtmese de açıkladığını düşünüyorum: “Kendi hikâyelerine kök salmış kurmaca karakterler, ait oldukları kitapların sayfa sayfaları içinde işgal ettikleri yer ne kadar küçük ya da büyük olursa olsun, oraya hapsedilemez.” Buna karşın, Borges’in çok sevdiğim bir röportajında kendisine yöneltilen “gerçeklik mi, mitler mi?” sorusuna “gerçeklik” deyip ekler; “Gerçeklik, geç bir icattır.” Borges’in argümanı, mitler geçmişin gerçeğidir çıkarsamına işaret ediyor. Efsanevileştirilmiş olanı veya bizler ki nasıl bir hikâye anlatırken “rivayete göre...” söylemini kullanıyorsak, geçmişten günümüze gelebilen, bizleri etki altına alan ve yaşamımızı bu tarz mitlere göre şekillendiren -bir zamanlar- varlığımızı düşünürsek, gerçekliğin icadının halen sürdüğünü, Manguel ve Borges’in ne kadar önemli bir noktaya parmak bastığını anlayabiliriz. Yazar, hayatımızda bir şekilde okuduğumuz, hikâyesini-masalını duyduğumuz ve kimi zaman evde kulaktan kulağa, kuşaktan kuşağa -illa ki değişerek- gelen 37 farklı “yaratının” kökenini okuyoruz. Sosyolojik ve tarihsel süreçlerinden yararlanarak anlatıyor. Emsal, Don Kişot için, gerçeklik algısının nesnel oluşu (birçok şeyde), farklı bakış açılarını getiriyor ve Cervantes kitabın babası değil üvey babası olduğunu, öykünün yaratıcısı değil alıcısı olduğunu bize sık sık anlattığını ama okurların yüzyıllar boyunca ona inanmamayı tercih ettiğini söylüyor. Bu tarz cümleler,
Efsanevi YaratıklarAlberto Manguel · Yapı Kredi Yayınları · 2020195 okunma
7/10
·678 syf.··
2020 232. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2020 00:00
Klasik dönem romanlarının çoğu, üç aşağı-beş yukarı toplumsal sorunları dile getirip neredeyse aynı konuları işlemesine rağmen, çağdaş edebiyatın kana susamış vampirvari tavrıyla her yerden kan tadı almak istemesine oranla çok daha nitelikli ve meselesi olan durumları irdeliyor bence. Bir Kadının Portresi de yıllardır satın aldığım, lâkin okumak için elimin gitmediği bir Henry James romanı. James’i de ilk ele alışım olduğunu belirteyim. Roman, içerisinde “bir kadının portresi”ni çiziyor çiziyor ama, İsabel’in son derece zayıf kadın karakter şeklinde yazıldığını düşünüyorum. Bu satır aralarında da çok hissettiriyor zaten. Romanı okunur ve sonunu gördürten iki yanı var: ilki, tüm kişilerin psikolojik tahlilini, ince ince okumak oldukça zevkli (tabii psikoloji seviyorsanız). İkincisi ise, “diyalog roman”lardan ölümüne sıkılırken, James’in ustalıkla kotardığı “monologlar, iç sesler” soğutmadan, öğrenilecek şeyler var hissi veriyor. Bu yüzden tebrik etmek gerek. Sanırım en sevdiğim nedeni sona sakladım: Sanat! Toplum manzaralarını (çay içerken, müze gezerken, seyahat ederken, yemek yerken ve tiyatro izlerken) yazar, özellikle resim ve mimari açıdan bu manzaraları açıklayacak Correggio, Velazquez, Da Vinci, Michelangelo, Turner, Ghirlandalo, Puregino, Constable, Nicholas Lancret, Watteau gibi ressamların eserlerinden yararlanıyor. Bu vaziyet, kimi zaman sanat kitabı okuduğumu hissettirdi ve tahmin edersiz ne kadar hoşuma gittiğini. Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap’tan biri! Sabırla, zamanla bir okuma yapmanızı tavsiye ederim.
Bir Kadının PortresiHenry James · Yapı Kredi Yayınları · 2016745 okunma