Gerçek bizim nemize yetmiyor?
Masal ilerledikçe aklın büyümeye başlayacak. Bir kurt düşecek içine, "Belki ... " diyeceksin. "Belki de masal değildir bunlar ... " Sonra o ağır taş gelip oturacak kalbine: "Ya değilse!" İşte, sadece bu soruyu bulmanı bekliyorum. Bütün cezalara razı olup kalemi elime alışım bu yüzden. Ey okur, masallar bizim gibi fakir fukaraya mı kal­mış? Gerçek bizim nemize yetmiyor?
Sayfa 12 - Can yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
F. GEMUHLUOĞLU; BURS ve BEN...
Söz konusu -sıkıntı, yokluk- şartlar içinde, Abdullah Kucur isimli İstanbul’da konfeksiyonculuk yapan bir ağabeyimiz ile, o zaman Teknik Üniversite’de asistan (şimdi Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde Profesör) Cengiz Malkoç isimli ağabeyimiz, Fethi Gemuhluoğlu ile konuşmuşlar... Fethi Gemuhluoğlu o zaman, karşılıksız burs veren bir vakıf başında... Yanılmıyorsam, Türkiye Petrolleri adına... Benim oraya gitmem, binbir iç kavgasından ve neden sonra!.. Taksimde nefis bir han... Bilmem kaçıncı kat... Etrafı çepeçevre sandalyeler dizili çok büyük bir salon... Her tarafı rahatça görebilecek bir masa ve başında da Fethi Gemuhluoğlu oturuyor... Sandalyelerde oturan 10-15 genç ve orta yaşlı, mübalâğalı bir saygılı çehre sergiliyor... İçeri giren, “tak tak” ses çıkmasın diye, papuçlarımın ucuyla yürüyor... Ve ben: Omuzlarıma inen uzun saçlar -ki o zaman alaburus dedikleri “milliyetçi ve mukaddesatçılar”ın saçlarına ne kadar zıt-, üniformam hâlindeki balıkçı yaka kazağım, üzerimde omuzlarıma atılmış amelelere mahsus deri ceketim ve ayağımdaki postallarla, onlarla aramdaki mesafeyi ne kadar açıyorum... O zamanki kılığımı matah bir şey diye anlatmıyorum: Ama o zamanki gençliğin, itminana ermiş bir ruhun vakur, mütebessim ve dingin bir çehrenin izlerinden uzak, bön ve iştiyaksız çehrelerine biçtiği munisliğe düşmanlığımın bir dışa vurumu diye alınabilir... Başlıca farikası pasiflik olan badem bıyıklı tontonlardan ayrıyım!.. Tedirgin, asabî, burs almaya değil de yanında patlamaya gelmiş gibi, Fethi Bey’in yanma yaklaştım... Salondaki sükût büsbütün fena... Kendime yabancı bir sesle, ismimi söyledim... Fethi Bey, mübalâğalı bir rahatlık ve alâkalı bir tavırla, “aleykümselâââm!” dedi ve ekledi: “Ben de ne kadar zamandır seni bekliyorum!” __Bana, bursun
Vâridât: Fethi Gemuhluoğlu, ″CASUS HARP GEMİSİ″ başlıklı 3 Haziran bölümü, İBDA Yayınları
Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sana bağlı diyorum, ağacın, kuşun, karıncanın hayatı Nefes alışım, nefes verişim sana bağlı her defasında
Sayfa 48·Kitabı okudu
Sana bağlı diyorum, ağacın, kuşun, karıncanın hayatı Nefes alışım, nefes verişim sana bağlı her defasında
Sayfa 48·Kitabı okudu
Kendi soluğumun buharı, yankılar, ufak dalgaları; vızıltılı fısıltıları; aşk kökü, ipek iplik, çatal ve asma kütüğü, soluk alışım ve soluk verişim, kalbimin atışı, ciğerlerimden geçişi havanın ve kanın, kokusu yeşil çimenlerin ve kuru çimenlerin, sahilin ve kara renkli deniz kayalarının, ahırlarda samanların, rüzgarın burgaçlarına salıverdiğim sesimdeki fışkıran sözcüklerin sesi, birkaç küçük öpücük, birkaç kucaklaşma, kolların sarmalayışı, esnek dallar sallanırken ışığın ve gölgenin oynaşması ağaçların üstünde, tek başınayken ya da sokakların telaşında ya da tarlalarda, tepe yamaçlarında alınan haz, sağlıklı olma duygusu, öğle vakti terennümü, yataktan kalkarken ve güneşi karşılarken tutturduğum şarkı. Bin dönüm fazla mı sayılır sizce? Dünyanın fazla olduğunu mu sanıyorsunuz?
“Kasnağından fırlayan kayışa/kaptırdın mı kolunu Alişim!” Varsın duvarda asılı kalsın bağlaman,
Sayfa 9·Kitabı okudu
Alıntı