Hatice annemiz dügün hazırlıklarına girişildiği bir gün Efendimize (sas) şunu söyledi: "Ey amcamın oğlu! Sen de yetimsin ben de yetimim.Düğünümüzde bir anne olmasını istiyorum. Eğer müsaade edersen sütannen Halime'yi düğünümüze çağıralım." Allah Resûlü (sas) bunu duyunca çok duygulanmıştı.
Belki de insan bunlar sayesinde insan oluyordur, bir de bunu düşün istersen! Belki Allah bütün ayıpları da, bütün özürleri de insan için yaratmıştır; kulluğu sınanması için... Hiç hatanın olmadığı bir dünya, sence yaşanılacak yer olur muydu? Marifet hatalarla dolu bir dünyada hatasız yaşayabilmek değil midir? Kirletilmiş bir dünyada temiz kalmanın erdemini düşünsene!"
Tıp öğrencisi, küçük yaştan beri "derece adayı" olduğu için derslerden kafasını kaldıramaz ve doğadan uzak büyür. Mahlûka-tı müşahede etmek, bitkiler ve ağaçlardan uzak kalmak, tabiatın mükemmelliklerini doyasıya izlemekten mahrum kalır. Ne balı tanır, ne ada çayını ne de kantaron çiçeğini... Binlerce yıldır in-sanlara Allah'ın şifa verdiği vesileler olan binlerce bitkinin ismini dahi duymazken sentetik, kimyasal deterjanlara benzeyen koku-larıyla ilaç tabletleri dokur ilmek ilmek hayatını... Neden acaba?Çünkü tek görevin vardır. Kurulmuş çarkı döndürmek... İf-sad sisteminin devamını sağlamak... Eğer bunu becerebiliyor-san, iyi veya kötü hekim olmanın çok da bir önemi yok. Elinde olan tek bir şey var: Ruhsat almış ilaçları yazma yetkisi... Amacın ilaç bağımlısı insanları memnun etmek ve tabii ki bu ilaçlarla köşeleri tekrar tekrar dönen "küresel efendilere" hizmet etmek.