Ey mülkün gerçek sahibi olan Allah’ım! sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın. dilediğini yüceltir ve dilediğini düşürürsün. her türlü iyilik senin elindedir ; gerçekten sen her şeye kadirsin.
"Allah'ım ben senin istediğin gibi olmak
istiyorum. Hiç kimse benden incinmesin, hiç kimse benden zarar görmesin, hiçbir kalp benim elimle, dilimle kırılmasın."
De ki: Ey mülkün hakikî sahibi olan, âlemlerde dilediği gibi tasarruf eden Allahım! Sen mülkü dilediğine verir. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:26) şu âyet Cenab-ı Hakk'ın, nev'-i beşerin hayat-ı içtimaiyesindeki tasarrufatını şöyle gösteriyor ki; izzet ve zillet, fakr ve servet doğrudan doğruya Cenab-ı Hakk'ın meşietine ve iradesine bağlıdır. Demek kesret-i tabakatın en dağınık tasarrufatına kadar, meşiet ve takdir-i İlahiye iledir. Tesadüf karışamaz.
İşte Ömer bin Hattab! Uzun süre Allah’ın dinine engel olmaya çalışan biriydi.
Derken Peygamber’imizin (sallallahü aleyhi ve sellem) şu duası onu buldu: “Allah’ım! İslam’ı iki Ömer’den biriyle güçlendir!” Ve Ömer hemen gelip dedi ki:
“Ey Allah Resulü, biz hak üzere değil miyiz, onlar batıl üzere değil mi?”
Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu: “Evet.” Bunun üzerine Ömer dedi ki: “O hâlde neden dinimizde zilleti kabul edelim?”
İşte böyle... Bir anda, en koyu inkârdan imanın doruğuna yükseliş!
Ne gariptir, iman insanın ruhunda neler yapıyor!