10/10
·104 syf.··
2026 151. kitabı
Umut Göksal'ın Babamdan Kalan Cüsseli Poşetler Odası isimli şiir kitabı, daha kapağından itibaren okuru farklı bir dünyanın içine davet ediyor. Alışılmışın dışında ismiyle merak uyandıran eser, sayfalar ilerledikçe imgelerle örülü, zaman zaman hüzünlü, zaman zaman ironik bir yolculuğa dönüşüyor. Şair; yalnızlığı, kırgınlıkları, aile bağlarını, geçmişi ve insanın iç dünyasında taşıdığı yükleri kendine özgü bir dille anlatıyor. Özellikle "Sizin poşetlerinizi babanız aldı, benim poşetim babamdan kaldı..." dizesi kitabın ruhunu tek başına yansıtabilecek kadar güçlü. Şiirlerde gündelik hayatın sıradan ayrıntıları, derin anlamlara dönüşüyor. Bazen bir poşet, bazen bir pencere, bazen de bir gülüş; insanın içinde sakladığı duyguların sembolü oluyor. İmge yoğunluğu yüksek olsa da satırlar okuyucuyu düşünmeye, hissetmeye ve kendi hikâyesiyle yüzleşmeye davet ediyor. Modern şiiri, farklı anlatımları ve güçlü benzetmeleri seviyorsanız bu kitap kütüphanenizde mutlaka yer almalı. Bazı dizelerin altını çizmeden geçmek gerçekten mümkün değil. "İnsan doğduğunda değil, rahme düştüğünde başlar zamana yenilmeye..." Şiirin içinde kaybolmayı seven herkese keyifli okumalar dilerim.
Babamdan Kalan Cüsseli Poşetler OdasıUmut Göksal · Tün Kitap · 20268 okunma
10/10
·288 syf.··
2026 1. kitabı
Freida McFadden yine yaptı yapacağını: Aklımla oynadı ve beni tamamen ters köşeye yatırdı! ​Gerilim türünde yüzlerce kitap okumuş olsanız bile Freida’nın kalemiyle tanışınca her seferinde 'Yok artık, bunu gerçekten tahmin edemedim' diyorsunuz. Kusursuz Çocuk da tam olarak böyle bir kitaptı. Başından sonuna kadar kendimi adeta bir labirentin içinde hissettim; tam çıkışı bulduğumu, her şeyi çözdüğümü düşündüğüm anda yazar öyle bir hamle yaptı ki oyunun kuralları tamamen değişti. ​Kitabın temposu o kadar yüksek, dili o kadar akıcı ki sayfaların nasıl akıp gittiğini anlamıyorsunuz. Karakterlerin o tekinsiz halleri, kurgudaki psikolojik derinlik ve finaldeki o muazzam şok etkisi... Tek kelimeyle kusursuz bir psikolojik gerilim mimarisi. ​Freida McFadden benim için artık bu türün tartışmasız kraliçesidir. Kitabı henüz okumamış olanlar çok şanslı, çünkü bu heyecanı ilk kez yaşayacaklar. Kesinlikle kütüphanenizin baş köşesinde yer almalı!
İnsan ve Hayat
Kusursuz ÇocukFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 2026839 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
İnsan, Doğa ve Kader Üçgeninde Bir Başyapıt
Puan vermedi
Victor Hugo’nun Notre-Dame’ın Kamburu ile dini, Sefiller ile toplumsal dogmaları ele aldıktan sonra üçlemeyi tamamlamak için rotayı doğaya kırdığı Deniz İşçileri, insan iradesinin ve yalnızlığının sınırlarını zorlayan muazzam bir başyapıt. Hikaye, Guernsey Adası’nın hırçın dalgaları arasında topluma yabancılaşmış Gilliatt’ın, imkansız bir aşk uğruna karaya oturan bir gemiyi tek başına kurtarma mücadelesni anlatıyor. Ancak arka planda Hugo, denizi ve fırtınayı canlı birer karakter gibi işleyerek insanın doğayla olan amansız kavgasını, açlığı ve o meşhur dev mürekkep balığı tasviriyle evrendeki çaresizliğini gözler önüne seriyor. Kitabın başlarındaki yoğun denizcilik terimleri ve mekan tasvirleri sabır istese de, Gilliatt ile o ıssız kayalıklarda baş başa kaldığınız an hikaye sizi bir girdap gibi içine çekiyor. ​Eseri asıl sarsıcı kılan ise romantik dalgalanmaların ötesinde, ayakları yere basan mantıklı kurgusu ve insanı derinden yaralayan trajik sonu. Büyük fedakarlıkların, karşılıksız bırakılmanın ve umudun nasıl en ağır işkenceye dönüşebileceğinin o çok duru, sade ama bir o kadar da ağır gerçekçiliği okurun yüzüne bir tokat gibi çarpıyor. Sefiller kadar popüler olmasa da karakter psikolojisi ve edebi derinlik açısından ondan aşağı kalmayan bu eser; kaderin kaçınılmazlığını, insan azmini ve nihayetinde o hazin kabullenişi okumak isteyen her klasik severin kütüphanesnde mutlaka yer almalı.
Deniz İşçileriVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20242,512 okunma
10/10
·312 syf.··
Beğendi
·
2026 50. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 19:41
Bu İsmail Hoca’dan okuduğum 5. kitap oluyor. Daha önce de Kharon’un Kayığı, Homo Narrans, Gılgamış ve Şölen Var'ı çok severek okumuştum. Her okuduğumda hissettiğim şey hep aynı oluyor, mükemmelliği kelimelerle ifade etmek hiç kolay değil ️ Bu kitaplar kesinlikle hızlıca okunup tüketilecek türde değil; aksine çok yavaş yavaş, sakin bir kafayla ve sindire sindire okunması gerekiyor. Çünkü kitap sizi bir şekilde sürekli araştırmaya itiyor. Sayfalar arasında ilerlerken resmen kenarda devasa bir döküman oluşturdum ve o maddelerin tek tek üzerine gitmeye çalışıyorum. Kitap, insanlığın ilk sanatsal ifadeleri olan Paleolitik dönem mağara resimlerinden başlayıp Antikçağ'ın sonuna kadar uzanan büyüleyici bir izi sürüyor. Zaten sanatla mitolojinin, insan ruhunun derinliklerinde nasıl birer ikiz kardeş olduğunu; birbirlerinden ayrılmaz, birbirini var eden iki kadim anlatı olduğunu sayfalar ilerledikçe çok daha net görüyorsunuz. İsmail Hoca eserde sanatı sadece estetik bir nesne olarak değil; ilk insanların doğayı anlama, korkularıyla baş etme ve evreni anlamlandırma çabasının mitolojik bir dili olarak ele alıyor. Kitap, kronolojik bir sanat tarihi okur gibi değil, daha çok antropolojik ve psikolojik kodlarla örülü, her sembolün arkasındaki kolektif bilinçaltını deşifre eden bir yapıya sahip. Özellikle tarihin en eski dönemlerinden beri kadının, bereketi ve hayatı var eden o anasoyluluk kültürünün izini süren bu derin anlatıyı bir eğitimci ve edebiyatsever olarak çok kıymetli buluyorum. Mağara duvarlarındaki o mistik çizimlerden tanrıça kültlerine kadar uzanan bu yolculuk, zihnimde biriktirdiğim o büyük kültürel yapbozun parçalarını kusursuz bir şekilde birleştirdi. Sonuç olarak bu muazzam eser; sanat tarihinin, mitolojinin ve insanlık psikolojisinin derinliklerine inmek,
Sanatın Mitolojisiİsmail Gezgin · Pinhan Yayıncılık · 2024213 okunma
Puan vermedi·78 syf.··
2026 17. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 00:21
bu adam edebiyatımız içinde bir inci danesidir. kent kasaba ve köy üçlemesi olarak ele almalı her şeyden evvel eserlerini. hepsinde de mevzu ortak: insanın en derinlerindeki o bozgunculuk. ölüm ve cinsellik en sıradan, en yalın biçimiyle hep karşımızda. kurguyu sondan başlatması, karakterlerin birbirine antitez oluşturması, çürümenin temellerini küçücük cümlelerde verivermesi.. hep zeka işi
CanistanYusuf Atılgan · Yapı Kredi Yayınları · 20175,2bin okunma
İyi hissetmek isteyenlere… /800. İnceleme (3 kitap hediyeli!)
9/10
·192 syf.··
2026 41. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 13:05
Herkese kendini anlatmak zorunda değilsin. Her ilişkiyi sürdürmek zorunda değilsin. Her yükü taşımak zorunda hiç değilsin. Şşş… Rahatla… Dünyanın bütün ağırlığını sırtlamana gerek yok! “Ben yapmazsam kimse yapmayacak,” “Ben olmazsam yürümeyecek,” diye her şeyin peşinde koşturmayı bırak! Yorgunsun biliyorum. Ruhun hayattan tiksinmiş durumda. Bir gün ölüp gittiğinde “yürümez,” dediğin her iş sensiz yürüyecek! Kırmaktan korkup, nazik yaklaştığın herkes seni yanlışlarınla anacak… Kendini tüketme bu kadar. Kimse seni anlamayacak. Aksine nasıl olsa taşıyabiliyor diye bütün yükleri senin sırtına yüklemeye başlayacaklar. “Sürekli yorgun hissediyorsan, sürekli içinde bir kasvet varsa, sürekli neşeli olamıyorsan belki de bunu kendi kişiliğine yüklemeden önce çevrene bakman gerekiyor. Çünkü bazen üzgün, yetersiz ya da yorgun değilsindir; sadece yanlış insanların etrafındasındır.” Biliyor musun, hoyratlık değil de incelik yakıyor canımı, diyor Şükrü Erbaş ve devam ediyor, “İncelik... sensin bütün zamanların açık yarası.” Cahit Zarifoğlu, “Bir incelik gösterin, incinmesin yüreğim.” Oysa dünyada en çok ince insanlar kırılıyor. “Ah kimselerin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya,” diyerek son sözü söylüyor Gülten Akın ve Dünya hassas kalpler için gerçek bir cehennem! derken ne kadar haklı Alman yazar Johann Wolfgang Von Goethe“Ne olacağını bilmiyorum ama ne olursa olsun, bir şekilde yola devam edebileceğimi biliyorum.” Kişisel gelişim zırvalıklarına inanmıyorum! Samimiyetsiz, uydurma, çokça kalıp ifadeler kullanan, kâğıt israfı diyebileceğim çalışmalar birçoğu… Lakin Beyhan hoca başka! İçimizden biri gibi sanki… Kitabı okurken, seninle aynı yollardan geçtiğini, aynı hatalara düştüğünü görüyor ve okuduğun kitap hayatını değiştirmese bile yaralarına iyi geldiğini hissediyorsun. “Bana iyi
Kendini Tüketmeden YaşaBeyhan Budak · Kronik Kitap · 202677 okunma