Zorba romanı, Zorba isimli kahramanın etkileyici hikayesi. Anlatıcı (yani yazar) onu sayfa 342’de şöyle tarif ediyor:
“OKUMAMIŞ adamın, mantıktan da öte, gururlu ve sağlam yürüyüşünü hızla seyrediyordum. BİZİM (yani okumuş takımın) fethetmek için yıllarca, büyük yorgunluklar harcadığımız manevi doruklara o, yaratıcı birkaç sözle ulaşıyordu ve biz diyorduk ki ‘Zorba büyük bir ruhtur.’”
Anlatıcı Zorba’nın her hareketine, her sözüne hayran. Ki onu okullar değil hayat yetiştirmiştir ve Zorba’nın gözünde anlatıcı yani tüm okumuşlar “kağıt sıçanı”dır.
Zorba, okumamıştır ama yaşamdan zevk almasını bilen bir karaterdir. Hiç tanımadığı bir kadını linçten kurtarmaya çalışacak kadar cesur, güzel yemekler yapabilecek kadar becerikli ve zevk sahibidir. Yaşama dair kurduğu cümlelerle, problemlere ürettiği çözümlerle okumuş, yazmış anlatıcıyı her seferinde kendine hayran bırakır.
Sözleriyle, davranışlarıyla yüceltilen Zorba’nın benim -okuyucu olarak- kabul edemeyeceğim söz ve davranışları da çoktur: Zorba her gittiği yerde bir dul kadınla birlikte olur, Girit’te de... İnançsızdır. Tanrı algısı şu şekildedir: “ Tanrı da tıpkı benim gibi eğleniyor, öldürüyor, haksızlık yapıyor, seviyor, çalışıyor, tutulması olanaksız kuşları kovalıyor. Hoşuna ne giderse onu yer o, hangi kadını isterse alır. Serin sular kadar hoş bir kadının yeryüzünde yürüdüğünü görünce kalbini sevinç sarar; birden yer açılır ve o kadın kaybolur. Nereye gider? Kim alır onu? Namusluysa denir ki Tanrı aldı. Çapkınsa denir ki şeytan aldı ama ben sana diyorum ki, patron, diyor ve yine diyorum ki: Tanrı ile Şeytan birdir.” (S. 267) Bu ve buna benze cümleler romanda çoktur.
Yine inançsız olduğundan olacak Hıritiyanlık ile de dalgasını geçiyor yazar. Kahramanına papazı şöyle tarif ettiriyor: “ En önde yağlı cüppeli ve