"Hayır, Boris, olmaz," dedi. "Sınır, yabancı bir ülke demektir. Geçirmezler seni oradan."
"Ama onlara bir şey yapmam ben! Silahımı attım. İsa adına onlara yalvarırsam karımın yanına gitmeme neden izin vermesiler ki?"
Müdür gitgide ciddileşiyordu. İçi acıyla doldu. "Hayır," dedi, "seni geçirmezler, Boris. İnsanlar artık İsa'yı dinlemiyorlar."
"Ona öyle geliyordu ki birden uyanan ruhun, ürkek gözlerinin önünde sinsice onun düşüşü sergilenmiş, sinsice zavallı, yufka yüreğe işkence edilmişti; ona gerçek çarpık bir şekilde söylenmiş, kasıtlı olarak görmemesi sağlanmış; şiddetli, heyecanlı kalbinin tecrübesiz eğilimlerine kurnazca yalan söylenmiş ve serbest, özgür ruhun kanatları yavaş yavaş kesilmişti, sonunda ne isyan edecek, ne de gerçek hayata özgürce atılacak hali kalmıştı..."
"Yaşanılanlar, görülenler ve öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu Dünya'nın şahidi olmaktı."
"Eğer beni şimdi sevdiğiniz gibi, hep sevmek isterseniz, yemin ederim ki minnettarım... aşkım sonunda sizin aşkınıza layık olacaktır... Şimdi elimi tutacak mısınız? "