Alpay

1618’den itibaren önemli ölçüde yeni bir strateji benimsendi. Kızılderilileri ve yerleşimcileri zorlamak mümkün olmadığı için tek alternatif yerleşimcilere teşvik sunmaktı. 1618’de şirket her bir erkek yerleşimciye 50 akre toprak verildiği; ayrıca ailesinin her ferdi ve Virginia’ya getirebileceği tüm hizmetliler için de fazladan 50 akre daha toprak verildiği “headright sistemi”ni başlattı. Yerleşimcilere ev verildi, kontratları iptal edildi ve 1619’da toplanan bir Genel Kurul etkin bir biçimde tüm yetişkin erkeklere yasalar ve koloniyi yöneten kurumlar için söz hakkı tanıdı. Bu, Birleşik Devletler’de demokrasinin başlangıcıydı.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
1/10
·%73 (136/184 syf.)
Kitabın yarısını geçmiştim ki artık dayanamadım ve bıraktım. Bu adam bunca esaretten sonra düpedüz Türk dostu olmuş, hatta diğer iki arkadaşı da hayranlık içinde kalmış. Pedro sanki kitabın basıldığı tarihteki bir Türk ve günün insanının hoşuna gidecek övgüler düzüyor ardı ardına. Böyle biri gerçekten yaşamış mı? Böyle bir eser vermiş mi? Yaptığım basit araştırmadan bir sonuca ulaşamadım. Bana ikna edici gelmediğini ifade etmeliyim; "sakallı bebek" türü haberler okuyan nesilden biri olarak "Neden uydurma olmasın?" endişesini taşıyorum. Umarım uydurma değildir. Umarım gerçekten böyle biri yaşamış ve el yazması eserinden tercüme edilmiştir.
Türkiye'nin Dört YılıManuel Serrano Y Sanz · Tercüman Yayınevi · 197420 okunma
PEDRO: İşler yolunda giderken esirler arasında Yumurcak salgını başladı. Hastalık, önem verilmediği için kısa zamanda yayıldı. Hastalığa ben de tutuldum. Yatak olarak kullandığım bir koyun postunun üzerinde elli gün yattım ve kan aldırıp Allahın izniyle iyileştim. JUAN: Bu hastalık oralarda devamlı olarak dolaştığı halde hekimler neden bir çare aramazlar? PEDRO: Araştırmadıkları gibi anlamazlar da. MATA: Bulaşmasını önlemek de mümkün değil mi? PEDRO: Türkler hastalıklara karşı korunmadıkları için bu pek zor. Her şeyi Allah verir derler. Hattâ ölünün gömleğini, mintanını, dizliğini bile korkmadan giyerler. Oysa bu hastalık kellik kadar bulaşıcıdır.
PEDRO: Türk’ler kıyamete kadar kalacak binalar istemiyorlar. Yaşadıkları sürece içinde oturabilecekleri bir ev kâfi. Bunların ana duvarlarını taşlarla ve balçıkla örerler. Diğer duvarları kerpiçtendir. Paşa bir gün yeni yapılan bir duvarın üzerine onbeş arşın boyunda ve elli eskudo kıymetinde bir kumaş gererek en fazla duvar örene hediye edeceğini söyledi. Zavallılar buna sahip olmak için kendilerini ne kadar zorladılar, ne kadar ter döktüler, tahmin edebilirsiniz. Akşam iş bitip de kumaşı kazanana verirken bir şart daha koştu ve Aferin, iyi bir ustasın, ama sakın işleri aksatma, bu eve bir an önce taşınmak istiyorum, daha az duvar ördüğünü görürsem kumaştaki arşın sayısınca sopa yersin dedi. Tek çırakla oniki pencere takan marangoza da buna benzer bir nasihat verdi. Mükâfatı kazanamayanlar da bundan sonra aynı miktarda iş yapmaya mecbur tutuldular. İşçileri böylece korkutup işe hız verdirdi. Artık sabahleyin temel atılırsa akşama oda yatılabilecek hale geliyordu. Bir gün çok yorulmuştum, yanlış bir iş yaptım. Köpek, bu ne biçim iş diye adamakıllı dövdü.

Alpay

, bir kitap okudu
9/10
·128 syf.·
22 saatte okudu
·
2020 2. kitabı
Sabahattin Ali
7.8/10 · 33,8bin okunma