(...) Ulysses türü romanlar, bir milletin olanca hâfıza ve şuuraltı hayatını muhasebe etmek gibi ciddî bir niyet taşırlar. Kendi milletleri için, bir nevî “alternatif Kitab-ı Mukaddes” olma potansiyeline sahibtirler.
Garb romanında olsun, Rus romanında olsun, bu potansiyele bağlı davranış şekilleri, yer yer ortaya çıkar. Özellikle 19’uncu yüzyılda romana yüklenen bu fonksiyon, günümüz romanında kalmamış bir duyarlıktır. Onun için, romana ölmüş gözüyle bakanlar, hatırı sayılır bir keyfiyet ve kemmiyet belirtirler. 19’uncu yüzyıl romancısının, milletinin tarihî durumu, mevcud insan ilişkileri kompozisyonu ve ferdî derinlik yönünün biriktirdiği problemler ağı içinde “kurtarıcı nefes”in ne olduğuna dair bu araştırması, evvel zamanda filozoftan beklenen görevin aynı bir netice vermekteydi: İnsanlar kendilerini romanlara bakarak ayarlarlardı. Ulysses, bu soydan romancılığın son örneklerinden biri, belki en şatafatlısıydı.
Ne var ki, böylesi büyük gâyelere bizim edebiyat dünyamız hep yabancı kalmıştır. Bizim gibi, romanı, sadece günübirlik haz duygusunu tatmin için okuyan toplumlar, roman sanatının hakikî cevherinden bîhaber yaşayıp ölürler. Meselâ Dostoyevski hakkında “şöyle büyük, böyle güzel” diye övgüler düzenine, yahut onu dışyüzden taklide kalkanına çok rastlarsınız, ancak üzerine aklı başında iki cümle kuranını göremezsiniz. Aynı şey, tiyatrocularımızın adetâ tapındıkları Shakespeare ve onun gibi diğer büyük edebiyatçılar için de fazlasıyla geçerlidir. Kendi lisânını bilmeyen adamın yabancı lisân öğrenmeye kalkıştığında başına gelecekler gibi, öz edebiyatı gelişmemiş toplumlar, büyük edebiyat hâdiseleri karşısında büsbütün ezilmekten ve dağılmaktan kurtulamazlar.
Bu durumda, Nietzsche’nin, **“Yükselmekte olan toplumlar felsefeyle daha da yükselir; ama
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 7, Temmuz 1997), ULYSSES ve TİLKİ GÜNLÜĞÜ -II-, (Yolculuk ve Sürücülük, Yelteniş ve Eriş) NOT: 6 Haziran 1997 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen konferans metnidir.