"Çok mutlu bir çocuktum, Ekin. Ailem bana sorunlarımın üstesinden gelmeyi çok güzel öğretti. Öyle sevgi doluydular ki hayata karşı başka türlü bakamıyorum. Annem her gece bana kitap okurdu, babam en çok sevgiyi annemin evde olmadığı geceler gösterirdi. Çalışkan bir çocuktum ama babam notlarımı pek önemsemezdi. Oyun oyna, eğlen, derdi ve arka bahçede birlikte top oynardık. Doğum günlerimde bütün arkadaşlarımı davet ederlerdi ve bana bir sürü hediye alırlardı. Dilek tutmama bile gerek kalmazdı. Annemle yaz tatiline çıkardık, bir keresinde dönüşte balık almıştık. Adını Canavar koymuştum, en iyi dostum olmuştu. Suyunu değiştirirken yanlışlıkla klozete düşürmüştüm ve gitmişti. Babam denize giden yolu bulabileceğini ve yuvasına döneceğini söyleyerek beni sakinleştirmişti. Bana bir sürü kitap alarak kaybını dindirmeye çalışmıştı..."
"Polis olursan kendini ve başkalarını yabancılardan koruyabilirsin."
“Yabancı olmayanlardan koruyabilir miyim?”
Babam güldü. "Asla."
Asla “asla" dememek gerektiğini birçok karakterin ağzından okumuş ve öğrenmiştim ama bir gün bunun aksinin gerçekleşebileceğini bana hiçbir karakter söylememişti.
"Efendiler, egemenlik hiç kimsece, hiç kimseye, bilim gereğidir diye, görüşmeyle, tartışmayla verilmez. Egemenlik, güçle, erkle (iktidarla) ve zorla alınır. Osmanoğulları, zorla Türk halkının egemenliğine el koymuşlardır. Bu yolsuzluklarını altı yüzyıldan beri sürdürmüşlerdir. Şimdi de Türk ulusu, bu saldırganlara, artık ye ter diyerek ve bunlara karşı ayaklanıp egemenliğini eylemli olarak kendi eline almış bulunuyor. Bu bir olupbittidir. Söz konusu olan, ulusa egemenliğini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız, sorunu değildir. Sorun, zaten olupbitti durumuna gelmiş bir gerçeği açıklamaktan başka bir şey değildir. Bu, ne olursa olsun, yapılacaktır.