"Bir köşeye çekiliyorsun, belki de bir duvar dibine. Sonra uzun uzun bakıyorsun gökyüzüne..."Maral Atmaca’nın kalemine bir kez daha hayran kaldığım, okurken hem nefesimin kesildiği hem de kahkahalarla güldüğüm muazzam bir seri maratonunun sonuna geldim! Saka ve Sanrı'dan sonra bu seri de benim için kesinlikle tereddütsüz bir 10/10!Hikaye, yetiştirme yurdunda 29 çocukla birlikte gizemli bir şekilde damgalanan ve o geceden sonra hayatı tamamen değişen Sedef'in Maral Atmaca Yankı Sarmaşık etrafında dönüyor. Yıllar sonra "Damgacı"nın yeniden ortaya çıkıp bu yarasaları tek tek avlamaya başlamasıyla ekibin bir akademide toplanması ve hayatta kalma mücadelesi tek kelimeyle kusursuz işlenmiş.Yaralasar'ı Benim İçin Unutulmaz Kılan Ne Oldu?Mizah ve Eğlence: Kitabın gizemi ve aksiyonu ne kadar yüksekse, komedi dozu da bir o kadar harikaydı! Sedef’in o dik başlı, hazırcevap ve esprili yapısı okurken beni sürekli güldürdü. Karaktere ve mizahına kelimenin tam anlamıyla bayıldım!Dostluk ve Ekip Ruhu: Sedef, Alaz Altuğ Sipahi, Yiğit, Hakan ve diğer tüm Yarasalar... Aralarındaki o didişmeler, birbirlerine olan bağlılıkları ve kurdukları o sıcak bağ içimi ısıttı. Bir kitaptaki ekip ruhu ancak bu kadar güzel yansıtılabilirdi.Gizem ve Ters Köşeler: "Damgacı kim?" sorusunun peşinden koşarken yazarın önümüze serdiği ipuçları, kurduğu akıl oyunları ve yaptığı ters köşeler yine bildiğimiz Maral Atmaca kalitesiydi.Aksiyonun, derin bir gizemin ve bolca kahkahanın bir arada olduğu, okurken asla sıkılmayacağınız bir dünya arıyorsanız bu 4 kitaplık seriyi gözünüz kapalı okuyun. Yarasalar her zaman kalbimin bir köşesinde kalacak. Kesinlikle tavsiyemdir!
Osmanlıca metin günümüz Türkçesi ile yazılmış olsa daha iyi olurdu altta kelimelerin anlamını vermişler çok bölünerek okunduğu için zevk alamadım okurken içeriği de beklentimi karşılamadı.
Bizim için umut var mı? Umut etmeli miyiz, yoksa umutsuzluğa mı kapılmalıyız? Umut ederek acaba kendimizi mi aldatıyoruz? Strasbourg Üniversitesi'nde okuyan üç yabancı öğrenci bu konu çevresinde tartışır: Anlatıcı, Altuğ, mühendislik öğrenimi gören bir Türktür; Doğu Avrupa'dan gelen Xeno, felsefede doktora yapar; ailesi Fransa'ya göç etmiş bir Brezilyalı olan Rapazinho ise sokaklarda resim yapan bir güzel sanatlar öğrencisidir. Bu üçlü, aslında tümüyle düşsel ve egzotik bir kafe olan Café Esperanza'da buluşup umut, varoluş, sanat ve yazın hakkında konuşurlar. Anlatı ilerledikçe, okuyucu, gözlerinin önünde gelişmekte olan metnin aslında Altuğ, Xeno ve Rapazinho'nun yazdıkları kitaplar olduğunu anlar.
Kartalın kalbinde kitap yorumu
Herkese merhaba sevgili okurlar.Bugün sizlerle kartalın kalbinde adlı kitabı yorumlamaya geldim.Öncelikle konusundan bahsedeyim.Melodi,annesiyle beraber yaşamaktadır.Bir gün okulda yürürken arkadaşı Elçin'i taciz ettiğini sandığı birinin kafasına çantası ile vurur.Ancak hiç beklemediği birşey vardır ki adam onu taciz etmiyordur.Tam tersine Elçin,imza almak için düğmelerini açıyordur.Bu kişi ünlü futbolcu Araf Altuğ Akıner'dir.Öncelikle çok korkar adamın ona dava açacağını düşünür ama beklediğinin aksine çok ılımlı konuşur.Hatta ondan yardım ister.Down sendromlu öğrencilere yardım edebilecek için okul sahalarını kullanıp kullanamayacağını sorar ve ilişkileri bu şekilde başlamış olur.İlk sayfadan beri çok tatlı ilerledi.Araf'ın futbolu bırakmasına çok üzüldüm.Tutkunu olduğu Beşiktaş'a girmek üzereyken kendini tehtid edilmiş halde bulduğunda ne yapacağını bilemez.Öyle ki Beşiktaşın adına zarar gelmemesi için iki koca yıl ara verir.Her zaman Beşiktaşı çok sever hayatında en değer verdiği şey olarak görür.Ancak hayatında en değer verdiği şeylere Melodi de girince çok tatlı olurlar.Melodi,tekrar dönmesi için ufak bir yalan söyler ve Araf bunu öğrendiğinde onunla konuşmayı keser ama bence durum beklediğimiz gibi olmayacak diye düşünüyorum çünkü çabaladıkları gibi Araf,tekrar Beşiktaşa girer.Ve tabii ki onu asla unutmadığını ona teşekkür ederek belli eder.İkinci kitabı da en yakın zamanda okuyacağım.Benim puanım 10 üzerinde 7..Eğer romantik komedileri seviyorsanız öneririm..İyi okumalar dilerim. <3
Mıy mıy mıy Gezi Parkı Ayaklanması güzellemelerinden bir başkası daha.
Sıktı bu güruhun vandal romantizmi...
Edebî bir anlatıdan çok, siyasal bir bildiri... Siyaseti yalnızca arka plan olarak kullanmıyor; karakterleri, olayları ve duyguları büyük ölçüde politik bir tavrın hizmetine sokuyor.
Karakterlerin çoğu zaman kendi iç çelişkileriyle yaşayan sahici insanlar olmaktan çıktığını, belirli fikirlerin temsilcilerine dönüştüğü bir yazı. Diyaloglar da yer yer doğal bir roman konuşmasından çok, yazarın politik öfkesini aktaran cümleler gibi duruyor. Bu yüzden anlatıya kapılmak yerine, sürekli belli bir yere yönlendiriliyor okur.
Beni en çok rahatsız eden noktalardan biri, romanın dünyayı fazla keskin ahlaki ayrımlarla kurması oldu. “Doğru tarafta olanlar” ve “yanlış tarafta olanlar” arasındaki bu sert karşıtlık, edebiyatın gri alanlarını daraltıyor. Oysa iyi bir romanın bana hazır hükümler vermekten çok, insanın karmaşıklığını göstermesini beklerim.
Ayrıca kitapta belirli bir şehirli ve entelektüel çevrenin duyarlılıkları, sanki Türkiye’nin tamamını temsil ediyormuş gibi sunuluyor. Bu da metne yer yer seçkinci bir ton veriyor. Farklı toplumsal kesimler yeterince derinleşmediği için romanın “biz” duygusu bana kapsayıcı değil, dar bir çevrenin kendi içinde konuşması hâline geliyor. Evet tamam bir tek siz okuyor, siz yazıyorsunuz evet!!!
Kitap, insanı anlatmaktan çok, okuru belli bir politik duyguya ikna etmeye çalışıyor. Bıktık...
Kitabı, Osmanlı Devleti’nin nasıl kurulduğunu anlatıyor. Ama bunu sadece savaşlar ve fetihler üzerinden değil; dönemin şartları, insanlar ve coğrafya üzerinden açıklıyor.
Kitapta Osman Beg, masallardaki gibi kusursuz bir kahraman olarak değil, zor bir dönemde öne çıkan güçlü bir lider olarak anlatılıyor. O dönemde Selçuklu Devleti zayıflamış, Bizans sınırlarında karışıklıklar başlamış ve Anadolu’da Moğol baskısı vardı. Osman Beg böyle bir ortamda insanları etrafında toplamayı başarmış.
Benim için en ilginç kısım Karacadağ oldu. Bugün küçük bir yer gibi görünse de, geçmişte önemli yolların kesiştiği stratejik bir bölgeymiş. Bu da tarihte bazen küçük görünen yerlerin aslında çok önemli olabileceğini gösteriyor.
Kitap bazı yerlerde ağır olsa da Osmanlı’nın kuruluşunu merak edenler için öğretici bir eser.
Bana göre kitabın ana fikri şu: Büyük devletler bir anda kurulmaz; doğru zaman, doğru yer ve güçlü liderlik bir araya geldiğinde ortaya çıkar.
Osman BegUğur Altuğ · Kronik Kitap · 2020145 okunma