(...) “Faaliyet”, irâdenin davranışını, yâni “irâdî davranış”ı gösterir…
(...) İstemeden faaliyet olmaz; faaliyet mutlaka bir faaliyet isteğinin sonucudur… Faaliyet sadece istek değil, aynı zamanda davranış da olduğundan; irade, Hikemiyat’ta “davranışlarımızı tâyin eden genel prensip” diye tarif edilir. Yâni irâde, öyle bir şeydir ki, tam da düşüncelerimizin aksiyona döküldüğü ve arzularımızın davranış olduğu yerde bulunur. Davranışlarımızı tâyin eden genel prensibe, yâni aksiyon üzerinden tüten aksiyon fikrine “irâde” denir. Her ne kadar lûgatte, istemek, arzu etmek kavramlarıyla müşterek bir hizâ teşkil ederse de, pasif bir istek, davranışa yönelik olmayan bir arzu “irâde” sayılmaz. Bir faaliyet mutlaka irâdenin davranışını gösterdiğine göre, irâde de mutlaka davranışa dönük ve faaliyet doğurucudur. Şurada miskin miskin yatarak, ne içeride çay olup olmadığını öğrenebilirim, ne de çay arzumu giderebilirim; istediğim kadar bilmek ve içmek isteyeyim… İrâdenin “irâde” olması için mutlaka “eylem hâlinde” ortaya çıkması gerekir ki, ancak o zaman muradıma nâil olabilirim… Pasif bir irâde, çoğu zaman irâdenin kırılmasıyla sonuçlanır.
Tembelliğini ve korkularını yenemeyen, ama sözde İslâmî düzen “isteyen” sözde İslâmcıları hatırlayalım; bir müddet sonra İslâmî düzen “isteğinden” de vazgeçmiş ve küfür düzeni içinde hayvanlar gibi yaşayıp gidici bir derekeye düşmüş olmaları tesadüf müdür acaba? Hayır; çünkü, irâde-istek’in olup olmadığını gösteren tek şey, faaliyettir, eylemdir.
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 3, Temmuz 1996), ‘Bilgi ve Düşünce Faaliyeti’ Hakkında Mülâkat, (Mülâkat soruları, Salih Mirzabeyoğlu’nun KÜLTÜR DAVAMIZ –Temel Meseleler- isimli eserinin 3. basımının 93–96 sahifelerinden iktibas edilmiştir.)