Okurken yoruldum, içim daraldı, acı çektim; bazı sayfalarda ağlamaktan nefesim kesildi. Yalan yok, zaman zaman sıkıldığım da oldu. Ama bırakamadım. Onları bırakamadım. Çünkü bunca acıdan sonra güneşin doğduğunu görmek zorundaydım.
Timur ve Ahu… Sizi yüreğimin en güneşli köşesinde saklayacağım, hiçbir karanlığın size dokunmasına asla izin vermeyeceğim.
Bülbül Kapanı bana bazen umut etmenin ne kadar zor olduğunu; ama en boğucu karanlıklara bile güneşin bir gün doğacağını o kadar güzel gösterdi ki…
Son sayfayı kapattığımda geriye buruk bir tebessüm ve hüzünlü bir sevgiden başka hiçbir şey kalmadı.
Canlarım, sizi aklım gayet başımda seviyorum.
Empyrean serisi (daha tamamlanmadı) benim için sadece “sevdiğim” bir fantastik seri olmadı, resmen içinde var olabildiğim bir evrene dönüştü. Dördüncü Kanat’taki o akademi atmosferi, sürekli diken üstünde hissettiren hayatta kalma mücadelesi ve ejderha bağları beni seriye aşırı bağladı. Hatta sürekli benim neden ejderhalarım yok diye karalar bağladım. Violet’i, korkmasına ve kırılmasına rağmen devam etmesinin gerçekliği onu çok sevmemi sağladı. Tairn zaten başlı başına ikon ve tam bir “sassy dragon”. Andarna, benim bebeğim, onu o kadar çok seviyorum ki… (üçüncü kitapta beni çılgınlar gibi ağlatmasına rağmen) Ve Xaden! Onun için paragraflar yazabilirim fakat ona hissettiklerimi anlatmaya yetmez. Tartışılır yönleri olsa dahi sanırım onu kendime isterdim!?
Serinin eksikleri yok mu? Kesinlikle var. Bazı yerlerde tempo fazla hızlıydı ve daha derin bir worldbuilding görmek isterdim. Ama buna rağmen uzun zamandır hiçbir seri beni bu kadar “bir bölüm daha” diyerek sabahlatmamıştı. Kusursuz değildi belki ama hissettirdiği duygu çok güçlüydü. Oniks FırtınaDemir AlevDördüncü Kanat
Dördüncü KanatRebecca Yarros · Olimpos Yayınları · 20236,3bin okunma
Loresima’nın kaleme aldığı Gökçen serisini, bölümleri hâlâ Wattpad’de güncel olarak paylaşılırken okumaya başlamıştım ve o günden beri benim için yeri hep özel kaldı.
Zamanla sadece severek okuduğum bir seri olmaktan çıktı; resmen bağımlısı oldum. Belki de hayata kırgın, insanlara uzak ve içimde fazlasıyla karanlık taşıdığım bir zamanda karşıma çıktığı içindir…
Bazı kitaplar sadece okunur, bazılarıysa insanın içine dokunur. Gökçen benim için tam olarak öyleydi. Ruhumdaki karanlığa ışık tutmuştu ve sanırım bu yüzden bendeki yeri hiçbir zaman değişmeyecek.
Tekrar tekrar okuyup yine aynı hisleri yaşayacağıma emin olduğum nadir serilerden biri.
Ve şunu söylemeden geçemeyeceğim; Bülbül Kapanı’nın yarısını ve Gökçen’i okumuş biri olarak ben Murathan Karakurt diyorum arkadaşlar…
(Bu, Timur’a aşık olmadığım anlamına gelmiyor tabii.)
Renda İkizleri benim için sadece fantastik bir seri değil. İlk okuduğum serilerden biri olduğu için yeri ayrı ama yıllar geçse de dönüp aynı heyecanla okuyabildiğim nadir kitaplardan da biri.
En sevdiğim taraflarından biri ise karakter zenginliği. Farklı türler ve evrenin sistemi kitabın başında açıklanınca adapte olmak çok daha kolay oldu. Normalde karışık ve yoğun anlatımlar beni yorar ama bu serinin dili hiç boğmadı. Aksine her okuduğumda sayfalar su misali akıp gitti.