İstemesem de içimi o tanıdık huzursuzluk kaplıyor. İşin gülünç yanı, benim kendi yaşam koşullarımdan pek bir şikayetimin olmaması; oturduğum evden, maaşımdan, yaşadığım evlilik benzeri ilişkiden, yani hayat arkadaşım Traudel'den. Yine de uzun bir süredir, hayatımın durdurulamaz bir şekilde parmaklarımın arasından akıp gittiği duygusuna kapılıyorum. Son iki aydır içimde hissettiğim, yaşama yeni bir yön verme dürtüsü giderek güçleniyor. Bir şeyleri değiştirme arzusu, karşı konulmaz bir baskıya dönüşüyor çünkü neyi, nasıl değiştirmem gerektiği hakkında hiçbir fikrim yok. Gerçeğin tamamı bu değil. Arada içimde beliren umut kırıntısı geride bir parıltı bırakıyor.
neymiş efendim? hiçbir işin sonunu getirmemişim. siz başlamayı bile göze almadınız. benimle içinizden gelen hangi yaşantıya katıldınız? benimle yaşanmazmış. nereden biliyorsunuz?
yaşamaktan utanıyordu herhalde. hayata karşı ayıp oluyordu. on yüz bin şeyi birden yaşamak istiyordu. hangisine sarılsa başkasına ayıp oluyordu. kaç parça olabilirdi? neden bu utançları bir kenara itip yaşamaya çalışmadı? gözlerini yerden kaldırmayı denemedi?