“Bunu seni daha ilk gördüğüm an anlamıştım. Olduğun kişi itibariyle, içinde öylesine derin ki…”
Kitap Alıntısı
Kur'an -ı Kerim
Kur'an, ism-i a'zamdan ve her ismin a'zamlık mertebesinden gelmiş. Hem bütün âlemlerin Rabbi itibariyle Allah'ın kelâmıdır. Hem bütün mevcudatın ilahı unvanıyla Allah'ın fermanıdır. Hem Semavat ve Arz'ın Hâlıkı haysiyetiyle bir hitabdır. Hem rububiyet-i mutlaka cihetinde bir mükâlemedir. Sözler - 134
Reklam
Aziz kardeşlerim! Bahar ve yazın meşgaleleri, hem gecelerin kısalması, hem şuhur-u selâsenin gitmesi ve ekser kardeşlerimin bir derece hisse alması ve daha sair bazı esbabın bulunması elbette bir derece neş'eli kış dersine fütur verir. Fakat onlardan gelen fütur, size fütur vermesin. Çünki o dersler, ulûm-u imaniyeden olduğu için, bir insan yalnız kendi nefsine dinlettirse yeter. Bâhusus siz daima bir-iki hakikî kardeşi de bulursunuz. Hem o dersi dinleyenler yalnız insanlar değil. Cenab-ı Hakk'ın zîşuur çok mahlukatı vardır ki, hakaik-i imaniyenin istima'ından çok zevk alırlar. Sizin o kısım ders arkadaşınız ve müstemi'leriniz çoktur. Hem mütefekkirane, o çeşit sohbet-i imaniye, zemin yüzünün bir manevî zîneti ve medar-ı şerefi olduğuna işareten biri demiş: آسْمَانْ رَشْكْ بَرَدْ بَهْرِ زَم۪ينْ كِه دَارَدْ يَكْ دُو كَسْ يَك دُو نَفَسْ بَهْرِ خُدَا بَرْ نِش۪ينَنْدْ Yani: Semavat zemine gıbta eder ki; zeminde hâlisen lillah sohbet ve zikir ve tefekkür için, bir-iki adam, bir-iki nefes, yani bir-iki dakika beraber otururlar; kendi Sâni'-i Zülcelal'inin çok güzel âsâr-ı rahmetini ve çok hikmetli ve süslü eser-i san'atını birbirine göstererek Sâni'lerini sevip sevdirirler, düşünüp düşündürürler. Hem de ilim iki kısımdır: Bir nevi ilim var ki, bir defa bilinse ve bir-iki defa düşünülse kâfi gelir. Diğer bir kısmı, ekmek gibi, su gibi her vakit insan onu düşünmeye muhtaç olur. Bir defa anladım, yeter diyemez. İşte ulûm-u imaniye bu kısımdandır. Elinizdeki Sözler ekseriyet itibariyle inşâallah o cümledendir. Barla - 260
"Kur'an-ı Mübin, yirmi senede hâcetlerin mevkileri itibariyle necim necim olarak, müteferrik parça parça nüzul ettiği halde, öyle bir kemal-i tenasübü vardır ki, güya bir defada nâzil olmuş gibi bir münasebet gösteriyor. Hem o Kur'an, yirmi senede, hem muhtelif, mütebayin esbab-ı nüzule göre geldiği halde, tesanüdün kemalini öyle gösteriyor; güya bir sebeb-i vâhidle nüzul etmiştir. Hem o Kur'an, mütefavit ve mükerrer suallerin cevabı olarak geldiği halde, nihayet imtizac ve ittihadı gösteriyor."
Geçmişi itibariyle yeni olmayan yabancılaşma, bazı düşünürlere göre Tevrat'ta peygamberlerin puta tapma dedikleri şeydir. Puta tapan insan, kendi elleriyle yarattığı şeylerin önünde eğilir ve put onun yaşam güçlerini yabancılaşmış bir biçimde gösterir. Fromm'a göre monoteist din peygamberlerinin politeist dinleri puta tapıcılık diyerek yadsımalarının tek nedeni, onların bir yerine bir çok tanrıya veya puta tapmaları değildir. Monoteist dinlerle politeist dinler arasındaki temel ayrım, yalnızca tanrıların sayısında değil, kendine yabancılaşma gerçeğinde yatar.
Din Felsefesi
Kaldı ki Falih Rıfkı Atay'ın başında bulunduğu söylenen Ulus gazetesin­ de, sahibi bulunduğum Markopaşa ve dolayısıyla şahsım aleyhinde, latife hududunu bir hayli aşan ve mahiyetleri itibariyle beni halkın husumetine maruz bırakabilecek olan yazılar da intişar etmiştir. Gazetemizin yeni çıktığı sıralarda, Ulus gazetesinin ikinci sahifesinde intişar eden bir fıkrada, Marko­ paşa gazetesi, başlığındaki resim telmih edilerek "Sovyet selamı" vermekle vasıflandırıldığı gibi, daha birkaç gün evvel çıkan bir Ulus gazetesinin yine ikinci sahifesindeki bir fıkrada da, Troçki'nin eski akrabası olmak ve Sovyet hariciye nazır muavini Vişinski'nin sözlerini dinlemekle itham edildik. Hiçbir esasa dayanmayan ve bizi halk efkarı karşısında en ağır şekilde kötüleyen bu yazıları, biz, sırf mizah kisvesine bürünmek istedikleri için, sukut ile karşılar ve kanun yollarına müracaata kalkışmazken, hiç kimsenin ciddi telakki etmeyeceği masum bir latife için adalet karşısında hesap ver­ meye mecbur edilmemiz hazin bir tecellidir. Yüksek huzurunuza arz edilen bu hususların, adil makamınızca tetkiki neticesinde, takdirinizin lehimde tezahür edeceğinden bir an bile şüphem yoktur. Davacı vekilinin ve savcılık makamının suç olarak vasıflandırmak istedikleri yazıda, kanunun aradığı cürüm unsurları ve cürüm kastı mevcut değildir. Yüksek adaletinizden beraatımı isterim. Sabahattin Ali Markopasa gazate yazıları
Sayfa 516 - Epsilon yayınları 2019
Anı mektup günlük edebiyat şiir
Reklam
Reklam