Mâlâyâni sözlerin misali, Lokman Hekim, Davut Aleyhisselam'ın yanına gider. Davut Aleyhisselam ise demirden zırh yapıyordur. Lokman, böyle bir şey hiç görmemiş olduğundan buna hayret eder. Ne yaptığını bilmediğinden sormak ister, fakat hikmeti buna mâni olur ve bir türlü soramaz. Davut Aleyhisselam işini bitirip yaptığı şeyi giydikten sonra, "Bu, harp için güzel bir zırh oldu," deyince, Lokman, "Sükut hikmettir, fakat susmasını bilenler azdır," demiştir. Yani, azıcık sabretmekle sormadan ne olduğunu öğrenmiş oldu. Hatta rivayete göre, bu imalatın ne olduğunu öğrenmek maksadıyla bir sene Davut Aleyhisselam'ın yanına gitti geldi. İşte bu ve bunun benzeri, zararı olmayan, gizliliği açığa çıkarmaya sebep de olmayan, riya ve yalanı insanı sürüklemeyen sualler, mâlâyâni, yani lüzumsuz ve boş sözlerdir. Bunları terk etmek, kişinin İslamiyetinin güzelliğindendir. Malayaninin sebebi, muhtaç olmadığı şeyleri bilmeye iştiyak, tatlı tatlı sohbet ve faydasız hikayelerle zaman öldürmektir. Bütün bunların tedavi ve kurtuluş çareleri, ölümün gözü ile kaşı arasında olduğunu, ağzından çıkan her kelimenin mesul bulunduğunu, nefeslerinin ana sermaye olduğunu, dilinin, hurileri avlayabilecek bir tuzak olduğunu bilmesidir.