#OkudumBitti
#TOPRAKANA
#CENGİZAYTMATOV
Merhaba arkadaşlar, Aytmatov doğanın yazarıdır bence, taşı, toprağı, dereleri, çiçekleri, otları, olgun başaklı buğdayları öyle bir anlatır ki kendinizi tarlada çalışan insanlarla bulursunuz. Ya da gecenin bir vakti toprağa uzanmış yıldızları izliyorsunuzdur.
Uzakta bir köyde üç oğlan çocuklu aile mutlu mesut yaşarlar. Baba Suvankul kolhozda ekip başı ana Tolgonay ise tarlada çalışıp hem evine hem çocuklarına bakmaktadır. Yoksul ama mutludurlar, geçimlerini ekip biçmekle sağlarlar. Oğlanlar büyür, Kasım güzeller güzeli Aliman ile evlenir.
Derken ikinci dünya savaşı patlak verir. Ana birer birer oğullarını savaşa yollar onlar yetmezmiş gibi kocası da gider. Dönerler mi belli olmaz, üzgündür Tolgonay. Gelini Aliman ile yalnız kalırlar.
Kocası Suvankul 'un yerine Tolgonay ekip başı olmuştur. Gelin kaynana hasretlerini bağırlarına basar deli gibi çalışırlar.
Anaya haber gelir, oğlunun biri trenle istasyonda mola verecektir, görmeye giderler gelin kaynana. Akşamdan etler kızartılır, hamurlar pişirilir oğlan arkadaşlarıyla yesin diye. Sabahtan akşam, akşamdan gece yarısına beklerler ama bir türlü gelmez tren. Umutlarını kestikleri sırada bir tren gelir o da durmaz. Oğlu "anaaaa, anaa" diye bağırır. O kadardır görüp gördüğü. Ana düşer, kalkar peşinden koşturur, o koşturur sizin yüreğinize hançer saplanır.
Savaş soğuk yüzünü göstermiştir, bir bir ölüm haberleri düşer köye. Canlar yiterken geride kalanların yüreklerine köz düşer.
Böyle sade, kan, tüfek, top olmadan savaş anlatmak Aytmatov'a göre tam. Anlatamıyorum, okuyun lütfen. Kesinlikle tavsiye ediyorum
Kitapla kalın sevgili dostlar