10/10
·325 syf.·
2026 5. kitabı
Hayatımda ilk defa bir kitabı okurken ağladım. Kitabın ilk sayfalarından itibaren beni etkileyen yerlerde durup notlar alarak ilerledim. Notlarıma dönüp baktığımda görüyorum ki, ilk sayfadan itibaren beni duygulandıran birçok sayfa olmuş. Charlie’nin azmi ve hevesi, ameliyata girerken uğurlu eşyalarını yanında götürmesi, o çocuksu masumluğu hatta engelliler okulu lafı bile duygulanmama yetti. Zihinsel engelli bir karakteri ve bu karakterin yaşadığı o gelişimi yazan yazarı da böyle bir kitabı çeviren çevirmeni de ayrı ayrı tebrik ediyorum. Charlie’nin annesinin tutumu, okurken nefesimi kesen cinsten bir kötülüktü. Norma çocuktu, annesinden de etkileniyordu ama annelerinin; Norma’nın “normal” olduğunu fark ettiği an sorunun kendinden kaynaklı olmadığını, sorunun sadece Charlie olduğunu düşünüp onu gözden çıkarışının hiçbir açıklaması yok. Zihinsel engelli bir birey yaptıklarının mesuliyetini alabilecek düzeyde değildir. Sırf zihinsel engelli diye dalga geçen fırındakilere ve ameliyatı yöneten ekibe ayrı ayrı öfkelendim. Özellikle Profesör Nemur’un, Charlie’yi bir birey olarak görmediğini belirtmesi ve özünde tüm ekibin onu sadece deney faresi gibi görmeleri içler acısıydı. Ama bu okuduklarımız ne kadar yaralayıcı olsa da gerçek hayatta zihinsel engelli bireylerin sıkça yaşadığı durumlar. İnsanlar engelli birinin bir kalbi, düşünceleri, duyguları daha doğrusu bir insan olduğunu o kadar çok yok sayıyorlar ki; bu kitabın her aşamasının bu kadar gerçekçi olması da yazarın nasıl olur da bunları bu denli gözlem ve analiz edip kaleme almış diye hayret etmekten alıkoyamadı. Özellikle de yakın çevresinde zihinsel engelli bir birey yoksa, bu daha da hayran olunası bir gözlem ve empati yeteneği. Charlie’nin o sondaki çöküş anını okumak benim için o kadar zorlayıcıydı ki bir
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,7bin okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 26. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 23:27
Persler'le başlayalım. Bu tragedya Yunan zaferini Perslerin gözünden anlatarak kaybedenlere odaklanmasıyla biliniyor. Henüz oryantalist kalıplar gelişmemişken Perslerin küçümsenmediğini, hayli objektif bir biçimde yenilginin insanlar üzerindeki etkisinin analiz edildiğini gözlemleyebiliyoruz. Biraz daha "neden yenildiler" ve "yenilgileri nasıl bir iz bıraktı" çalışması gibi. Antigone ise tam bir klasik, herhalde bilmeyen yoktur. Antigone'nin karakteri bir yana, tragedyada siyasal bir çatışmayı görürüz: kadim yasayla yeni devlet yasasının karşılaşması. Bir tarafta Kreon kent devlet düzenini korumaya çalışır, diğer tarafta Antigone eski yasaya ve adalete gönderme yapar. Tarafsız bir göz her iki tarafın da kendince haklı olduğu çıkarımını yapacaktır. Böylece etik bir ikilem ortaya çıkar. Yalnızca başkaldıran Antigone değil, düzeni korumaya çalışan Kreon -cinsiyetçiliği bir yana- da etkileyici bir figür olarak karşımızda belirir. Elbette Antigone'nin direnişi takdire şayan, fakat beni en çok etkileyen bu ikilem oldu tekrar okuduğumda.
Persler - AntigoneAiskhylos · Mitos Boyut Yayınları · 2011185 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bir cesaretsizlik ve melankoli hikayesi
Puan vermedi·168 syf.··
2026 4. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 19:04
Kürk Mantolu Madonna’da beni ilk başta kitaba çeken şey, Sabahattin Ali’nin insan psikolojisini, duyguları ve mimikleri inanılmaz güzel analiz etmesi oldu. Kitaba başlarken, Raif Efendi’nin o kendi halindeki, insanlara kendini kapatmış, melankolik yapısının arkasından çok dokunaklı bir hikaye çıkacağını tahmin etmiştim. Hatta kitabın sonunda onun hayata karşı küskünlüğünü onaylayacağımı, "Evet ya, Raif Efendi haklıymış," diyeceğimi düşünüyordum ama tam tersi oldu. Kitabın sonunda beni en çok hayal kırıklığına uğratan karakter Raif Efendi’nin kendisiydi. ​Raif Efendi’nin bu içe kapanıklığı aslında derin bir cesaretsizliğin göstergesiymiş. Dikkatle bakıldığında onun bu korkak tavrı yüzünden hayatındaki iki kadın Maria Puder ve eşine büyük haksızlık yaptığını görürsünüz. Eğer biraz daha cesur olsaydı, Maria’dan mektuplar kesildiğinde arkasını dönüp gitmek yerine onu aramayı, tekrardan Almanya’ya gitmeyi seçerdi. Ya da her şey için çok geç olduğunda, Maria’dan ona kalan son hatıraya, yani kendi kızına sahip çıkabilirdi. O ise kabuğuna çekilmeyi tercih etti; Maria’yla geçmişte yaşadığı o kısacık dört aya —ki onun için bir ömürden daha kıymetli olan o dört aydı— ve hayallere sarılmayı seçti. ​Döndükten sonra yaptığı evlilikte mutsuzluğu adeta kendisi seçiyor, ki zaten bunu da söylüyor. Bunun yanında romanda bir cümlesi çok dikkatimi çekmişti: "Karım bana dünyadaki en uzak insandı." Ama aslında o mesafeyi kendisi bile isteye tercih ediyor, bunu da itiraf ediyor. Sormadan edemiyorum: Eğer böyle bir hayat yaşatacaksan, neden başka bir kadını hayatına alıyorsun? Oysa eşler birbirine bu dünyada en yakın olması gereken insanlardır. Sonuçta bu duvarı kaldırmadığı için hem kendi hayatını hem de etrafındakilerin hayatını bir çıkmaza sürüklüyor. Bana göre Raif Efendi merhametsizliği ,
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025376,2bin okunma
Aylak Adam ve yeraltı edebiyatı üzerine
Puan vermedi·192 syf.··
2026 22. kitabı
C. karakteri ile Dostoyevski’nin *Yeraltından Notlar*’daki isimsiz anlatıcısı arasında kurulan bağ, oldukça yaygın bir karşılaştırma.Her iki eser de "yeraltı insanı" veya "yabancılaşmış birey"i merkeze alsa da, onları farklı şekillerde işler. İşte bu iki eserin kesiştiği ve ayrıştığı noktalar mevcut.Her iki karakter de içinde yaşadıkları toplumun "sıradan", "doğal" ve "mekanik" işleyişine karşı derin bir tiksinti duyar. Toplumun genel kabul görmüş değerleri onlara sahte ve bayağı gelir. *Yeraltından Notlar*'ın anlatıcısı, "fazla bilincin bir hastalık olduğu" üzerine bir tez geliştirir. C. de benzer şekilde, sürekli analiz eden, gözlemleyen ve sorgulayan zihni yüzünden eylemsizliğe itilen bir karakterdir. İkisi de "hareket etmek" yerine "düşünmeyi" bir savunma mekanizması haline getirirler. İkisi de ait oldukları toplumun dış çeperinde yaşarlar. Bir nevi "gözlemci" konumundadırlar; sürekli başkalarını izlerler ama o hayatın içine tam olarak dahil olamazlar. Temel ayrımlar üzerine bir şeyler söylemek gerekirse: *Yeraltından Notlar*'ın anlatıcısı, dünyayla olan kavgasını daha saldırgan, hınç dolu ve çoğu zaman kendine zarar veren bir noktada tutar. C. ise daha pasif, melankolik ve bir arayış ("O"nu bulma arzusu) üzerine kurulu.Dostoyevski’nin kahramanı, insanın iradesini kanıtlamak için acı çekmeyi ve başkalarına acı vermeyi seçer. C. ise bu tiksintiyi daha çok bir "estetik mesafeye" dönüştürür; toplumun içinde fiziksel olarak bulunur ama ruhsal olarak kendini izole eder. *Yeraltından Notlar* çok daha monolog/savunma odaklı, yer yer öfkeli ve hitabet gücü yüksek bir metinken; *Aylak Adam* daha içe dönük, şiirsel ve modernist bir bilinç akışı ile kurgulanmıştır. Sonuç olarak*Aylak Adam*'ı, *Yeraltından Notlar*'ın Türkiye’deki modernist bir yansıması veya Türk
Alıntı
Aylak AdamYusuf Atılgan · Can Yayınları · 202571,1bin okunma
7/10
·160 syf.··
2026 21. kitabı
Dini hikayelerden girerek başlamış, biraz sert bir üslüp olmuş, tepki çekeceği de muhakkak. Ama dikkat çekmek istediği konuyu anlatma ve asıl vurgulamak istediklerini anlamamız için göndermeleri güzel kullanmış. Çok güzel bir psikolojik analiz olmuş. Cesaretli bir anlatım.
Seni Feda EtmeyeceğimNihan Kaya · Eksik Parça Yayınları · 2021720 okunma
Çölde isyan (T.E Lawrence)
9/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
Kitabın Özeti Çölde İsyan, I. Dünya Savaşı yıllarında İngiliz destekli Arap İsyanı'nı ve Osmanlı İmparatorluğu'nun Ortadoğu'yu kaybedişini anlatan, Lawrence'ın günlüğünden esinlenilmiş tarihsel bir eserdir. Şerif Hüseyin ve oğullarının başlattığı ayaklanmanın perde arkasındaki İngiliz desteğinin başrol oyuncularından biri de Lawrence'tır. Ayrıca Lawrence, günlüğünde zorlu çöl yolculuklarını, Arap kabilelerini nasıl birleştirdiğini ve Osmanlı'nın Hicaz Demiryolu üzerindeki asker, yolcu ve erzak taşıyan trenlerini nasıl havaya uçurduklarını ayrıntılı şekilde anlatmaktadır. Bunun yanı sıra, irili ufaklı 79 köprünün yıkılması gibi birçok olaya da yer vermektedir. Bu konu çok merak ettiğim bir konuydu ve sonunda kitabı okuma fırsatı buldum. Meğer bu konuda daha önce dinlediklerim oldukça basit ve yüzeyselmiş. Tarihin bu önemli dönemini daha yakından anlamak isteyenlere kitabı mutlaka tavsiye ediyorum. Lawrence aynı zamanda coğrafyayı, özellikle de çölü, çok iyi gözlemlemiş. Bu kitabı okurken bölgeyi iyi analiz etmek gerektiğini düşünüyorum. Hicaz, Ürdün, Şam yolu, Medine'nin çevresi, Yanbu'nun kıyıları ve Deraa gibi birçok yer kitapta sıkça geçiyor. Osmanlı'nın nerelere demiryolları ve köprüler inşa ettiğini görmek, kitabı okurken haritayı açıp bölgeyi incelemek, anlatılan olayları daha iyi anlamaya ve analiz etmeye yardımcı oluyor. Coğrafya bilmek bu noktada gerçekten çok önemli; hatta kitabın tam anlamıyla anlaşılabilmesi için vazgeçilmez bir unsur diyebilirim.
Tarih
Çölde İsyanT. E. Lawrence · Kronik Kitap · 2023207 okunma