Kavramın Kökeni
Etik kavramı Yunanca bir terim olan ethos'tan gelir. Bunun iki anlamı vardır: 1) Yerleşik, alışılmış olan yer, konut ve ülke. 2) Karakter, anlayış tarzı, alışkanlık, gelenek. Kısacası etik, ahlak bilincinin veya insanların ahlaki davranışının bilimi olarak da görülebilir. Ahlaki değer ve davranış tarzları aynı zamanda toplumun kültürel birikiminden beslenen alışkanlık ve geleneklerden kaynaklanır. Etik teriminin Türkçe karşılığına baktığımızda da bunun izlerini kolaylıkla görebiliriz. "Ethos" teriminin birinci anlamını, yani insanların birlikte yaşaması, aynı konutu, yeri ve coğrafyayı paylaşarak ortak kültürel varlıklar yaratmasını düşünürsek, Türkçedeki an'ane (gelenek) teriminin de "bir toplumda atalardan kalmış olması dolayısıyla saygı duyularak devam ettirilen kültürel aktarımlar, gelenek, alışkanlıklar" olduğunu görebiliriz. Sonra gelenek, gelenekçilik vb. terimlerin etimolojik kökeni ve manaları da insanların toplu bir şekilde yaşamalarından kaynaklanan alışkanlıklara, kurallara ve davranış normlarına işaret etmektedir. Şüphenin Tarihi Sayfa: 310
SEPTİK-ŞÜPHECİ ALLAH'A "DOSTUM" DİYEBİLİR Mİ?
Mektubat'tan: "Hayat-ı beşeriye bir yolculuktur. Şu zamanda, Kur'ân'ın nûruyla gördüm ki, o yol bir bataklığa girdi. Mülevves ve ufûnetli bir çamur içinde, kàfile-i beşer düşe kalka gidiyor. Bir kısmı selâmetli bir yolda gider. Bir kısmı mümkün olduğu kadar çamurdan, bataklıktan kurtulmak için bazı vasıtaları bulmuş. Bir kısm-ı ekseri, o ufûnetli, pis, çamurlu bataklık içinde, karanlıkta gidiyor. Yüzde yirmisi, sarhoşluk sebebiyle, o pis çamuru misk ü amber zannederek yüzüne gözüne bulaştırıyor; düşerek, kalkarak gider, tâ boğulur. Yüzde sekseni ise, bataklığı anlar, ufûnetli, pis olduğunu hisseder; fakat mütehayyirdirler, selâmetli yolu göremiyorlar." Mu'cizât-i Ahmediye Risalesi'nde: "An'âneli senedin faidesi nedir ki, lüzumsuz yerde, mâlûm bir vakıada, "an filân, an filân, an filân..." derler?" suâline cevaben diyor ki mürşidim: "Faideleri çoktur. Ezcümle, bir faidesi şudur ki: An'âne ile gösteriliyor ki, an'ânede dahil olan mevsuk ve hüccetli ve sadık ehl-i hadîsin bir nev'i icmâını irâe eder ve o senette dahil olan ehl-i tahkikin bir nev'i ittifakını gösterir. Güya o senette, o an'ânede dahil olan her bir imâm, herbir allâme, o hadîsin hükmünü imza ediyor, sıhhatine dâir mührünü basıyor." Bu cevap bize şunu da öğretiyor diye düşünüyorum: İslâmî ilimler sadece usûllerinin-delillerinin karşı konulmazlığına dayanmazlar. Ya? Taşıyıcılarının ahlâklarına da yaslanırlar. Onlara duyulan muhabbetten-hürmetten de medetlenirler. Bu farkediş ister-istemez şu çıkarıma da sürükler bizi: **Bu insanlar hakkında haksız şüpheler-imâlar sahibi olduğunuzda delillerinizin bir kanadını da yitirirsiniz. Neden? Cümle deliller en özünde güven üstüne kuruludur çünkü. Hele ki naklî ilimlerde. Naklî ilimlerin aklî ilimlerden bir nüansı da "deneye tecrübeye" onlar kadar açık
Septisizm-Şüphecilik
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
suları şîkest, meyleri kalp hazreti haktan canan bir âne değin ettiğim isyandan utandım
Şiir
Görünmez olun:) iyi geceler
Ane,baba,kardeş ,çocuk sevgili, koca , arkadaş;kim olursa olsun hayatınızı benciller yorar.
Duygu ve Düşünce
Ane yarın Rohan'a gidek🙏🏻
(Câhillikten bir nebze zevk alan bir gönül, akıl kaleminin çizdiği her ilim kitabını unutma suyu ile yıkar ve yazısını siler.)  Mahsül-i beyt: Bir gönül ki fenn-i nâdâniden bir nebze zevk eyleye hâme-i aklın nakş-bend olduğu Yani tersim ve tahrir ettiği her kitâb ilmi nisyân ve ferâmüşî suyu ile yıkar ve nakşını izâle eder. Yani sâlik-i râh-ı aşk ulüm-i zâhirede mütefennin ve mâhır olsa bile muallim-i aşkın ders-hâne-i hayret-nişânesine vardıkra kendisinin hâiz olduğu ulümu lâ-şey' hükmünde görüp tıfl-ı ebcedhVân* gibi Rabbi yessir diyerek risâle-i aşkın elifbâsından bed' eyİemek için mütevâzı'âne zânü-zen-i tahsil olur.  Sadelestirilmiş Metni: Bir gönül ki cahillik ilminden bir parça tat alırsa; akıl kaleminin tasarlayıp çizdiği, yani düzenleyip yazdığı her bilim kitabını unutma ve hatırdan çıkarma suyu ile yıkayıp izlerini yok eder. Yani aşk yoluna giren kişi, dış dünyadaki bilimlerde fen sahibi ve usta bile olsa; aşk öğretmeninin o hayranlık verici dersliğine vardığında, sahip olduğu tüm bilimleri 'hiç' hükmünde görür. Alfabeyi yeni öğrenen bir çocuk gibi 'Rabbim kolaylaştır' diyerek aşk risalesinin elifbasından başlamak için alçakgönüllülükle ders dizine çöker." Lütfullah Vehbi Efendi - Ruhun Isiltilari
1000Kitap