Abdullah'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Biriniz, üzüntü veya keder anında şu duayı okursa, Allah üzüntüsünü sevince çevirir: Allahümme innî abdüke ibnu abdike ibnu emetike nâsıyetî bi-yedike mâdin fiyye hükmüke adlun fiyye kadâuke es'elüke bi-külli ismin hüve leke semmeyte bihî nefseke ev allemtehû ehaden min halkike ev enzeltehû fi kitâbike evi'ste'serta bihî fi ilmi'l-gaybi indeke en tec'ale'l-kur'âne rebîa kalbî ve nûra sadrî ve cilûe huznî ve zehâbe hemmî: Allah'ım! Ben senin kulun ve kulların olan anne ve babanın evladıyım. Perçemim (kaderim) elindedir. Benim için geçerli olan ancak hükmündür. Şüphesiz hükmün de adalettir. Kendini isimlendirdiğin veya yarattıklarından herhangi bir kimseye öğrettiğin veya Kitab'ında bildirdiğin ya da gayb âleminde kalmasını tercih ettiğin isimlerinle senden Kur'ân'ı gönlümün baharı, göğsümün nuru, hüzün ve kederimin kalkmasına vesile kılmanı dilerim."
Sahâbîler "Ey Allah'ın Resûlü! Biz bu sözleri öğrenelim mi?" diye sordular. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem "Evet, bunları duyan kişinin öğrenmesi gerekir" buyurdu.
Tarihin beğenerek andığı insanlar daima dönüm noktalarında bulunanlardır. Onlar bir an'aneyi yıkıp yeni bir an'ane kurarlar. Daha doğrusu kurdukları şey içlerinden gelen yeni bir kayıtlar sistemidir. Ancak ileriki nesillere intikal ettikten sonra an'ane olur.
Emellerinin başında kahraman Türk milletinin dinî bağlardan uzaklaştırılması; örf âdet, an'ane ve ahlâk bakımından tamamen İslâmiyet'e zıt bir duruma getirilmek planları vardı ve bu planlar maalesef tatbik sahasına konmuştu.
Oğuzlar, dil, an'ane, millî karakter itibariyle müstakil bir birlik arzederler. Biri 732'de diğeri 735'te dikilen Orhun Abideleri Oğuzların en eski dil bakiyeleridir. Filologlar bunları Anadolu Türkçesinin on iki asır evvelki şekli olarak kabul ederler.
Dilimizdeki "Ana gibi yâr, Bağdat gibi diyar olmaz." sözünün aslı muhtemelen "Ane gibi yar; Bağdat gibi diyar olmaz." şeklindedir. Çünkü sözün aslındaki Ane kelimesi, Bağdat
yakınlarındaki sarp bir uçurumun kuşattığı dik bir geçidin adıdır. Bağdat gibi (güzel) şehir, Ane gibi de (sarp, ama manzaralı) yar (uçurum) olmaz, demeye gelir.