Arkadaş canlısı bir Fransız olan Voltaire bile, "Yeryüzü, kendileriyle
konuşmaya değmeyen insanlarla kaynıyor" demiştir. Yalnızlığı çok ve tutkuyla seven yumuşak yürekli Petrarca da, bu eğilimi için aynı nedeni gösteriyor:
Yalnız bir yaşamı sürekli aradım
(Dere, tarla ve orman tanıktır buna)
Işığın yolunu bulmamda yararı dokunmayan,
O budala kafalardan kaçarak.
Yine Petrarca, Zimmermann'ın yalnızlık üzerine ünlü yapıtına örneklik etmişe benzeyen güzel kitabı De vita solitaria'da,[65] bu konuyu açıklıyor. Chamfort, toplumdan uzak olmanın tam da bu ikincil ve dolaylı kaynağını, alaycı üslubuyla şöyle dile getiriyor: "Bazen, yalnız yaşayan birinin, toplumu sevmediği söylenir. Bu durum, bir kimsenin gezintiye çıkmayı sevmediğini söylemeye ve bunun kanıtı olarak da, geceleri Bondy ormanında gezmeye çıkmayı sevmediğini göstermeye benzer. Ama, yumuşak huylu ve Hıristiyan Angelius Silesius da, kendi üslubuyla ve mitsel diliyle, aynı şeyi söylüyor:
Herodes düşmandır, Yusuf'a, akla,
Tanrı ona tehlikeyi düşte (zihinde) bildirir.
Dünya Beytlehem'dir, Mısır yalnızlıktır:
Kaç ruhum, kaç, yoksa ölürsün acıdan.
Jordanus Brunus da aynı anlamda okunabilir: "Dünyada bir cennet yaşamı tatmak isteyenler, hep bir ağızdan, ‘Bak, uzun bir süre kaçtım ve yalnızlık içinde kaldım' demişlerdir."