Zihnin Labirentinden Şimdiki Ana
8/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
Rana Beril, kitabın merkezine şu temel soruyu koyar: “Geçmişin pişmanlıkları ve geleceğin kaygıları arasında mekik dokurken, elimizdeki tek gerçeklik olan ‘şu an’ı nasıl kaçırıyoruz?” Yazar, "anda kalmayı" sadece popüler kültürün sunduğu yüzeysel bir "gülümse ve geç" mottosu olarak ele almaz; bunun zihinsel bir disiplin ve cesaret işi olduğunu savunur. Kitap, teorik bilgileri boğucu olmaktan uzak, samimi ve adeta bir seans odasındaymış hissi veren bir dille aktarıyor. Her bölüm, okuyucunun kendi hayatını sorgulamasını sağlayan pratik egzersizler, nefes teknikleri ve farkındalık uygulamalarıyla desteklenmiş. Yazarın akıcı üslubu, karmaşık psikolojik mekanizmaları (örneğin kaygı anında beynin amigdala bölgesinin verdiği tepkileri) herkesin anlayabileceği bir sadeliğe indirgiyor. Kitabın en vurucu yanı, okuyucuya suçluluk duygusu hissettirmemesi. Zihnimizin sürekli geçmişe ya da geleceğe kaçmasının evrimsel ve biyolojik bir süreç olduğunu kabul ederek başlıyor. Bu kabul, okuyucunun kendisine karşı daha şefkatli olmasını sağlıyor. Özellikle modern çağın getirdiği "hız ve tüketim" çılgınlığı içinde, bir durup nefes alma molası verdiriyor. Rana Beril'in bu eseri, sayfaları hızla çevrilip bitirilecek bir roman değil; sindire sindire, altı çizilerek ve içindeki egzersizler hayatın içine dahil edilerek okunması gereken dönüşümcü bir rehber.
Anda KalmakRana Beri · Remzi Kitabevi · 202459 okunma
10/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 143. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 00:00
"BİR YAŞAM ÖYKÜSÜ" Gece vagonun içi karanlık. Annemin anlattığına göre kadının biri bana, 'Hadi Vartan bir şarkı söyle de biraz şenlenelim,' demiş. Ben de şöyle bir şarkı tutturmuşum: 'Elinde bir deste gül Gülistan'dan geliyor, Yavuklusu yanında Al yanaktan öpüyor.' Vartan İhmalyan, 1913’te Konya’da doğdu. 1944’te Robert Kolej’in mühendislik bölümünden mezun oldu. Ardından Fransa, Macaristan, Polonya ve Çin derken 1961’de Moskova’ya yerleşti ve 1987’deki ölümüne kadar orada yaşadı. Bir mühendis, bir göçmen, bir dil sever. Ve Türkiye’yle bağı hiç kopmayan bir yürek. Edebiyatımızda “İhmal Amca” olarak tanınan, çocuklara armağan ettiği masallarla hafızalara kazınan Vartan İhmalyan’ın Bir Yaşam Öyküsü, 20. yüzyılın çalkantılı coğrafyasında bir Ermeni, bir Türkçe sever, bir komünist ve bir entelektüel olarak var olma mücadelesinin belgeseli. Kitap, onun “Benim iki anadilimden ilki Türkçe’dir” sözünü edebi bir kimlik tanımı olmaktan çıkarıp derin bir tarihsel ve siyasi bağlama oturtuyor. Eserin, Vedat Türkali ve Mete Tunçay’ın değerlendirme yazılarıyla birlikte sunulması bakımından da kıymetli; çünkü bu isimler hem İhmalyan’ın tanığı olduğu dönemin hem de Türkiye sol hareketinin önemli aktörleri. Peki, bu anı kitabını diğerlerinden ayıran şey ne? Neden hâlâ okunmayı hak ediyor? İhmalyan anılarına 1915’e, Konya’dan kalkan bir trenle başlıyor. Henüz iki yaşında olmasına rağmen aile büyüklerinden dinlediği bu travmayı şöyle aktarır: “Derken, günün birinde katar katar hayvan vagonlarına binmiş, Doğu’ya gidiyoruz. Bende bir sevinç, bir sevinç ki trene binmişim diye. Oysa sürgüne gidiyormuşuz.” Bu masum bakış açısıyla söylenen söz, Ermeni tehciri gibi bir kırılma anını edebiyata taşırken, aynı zamanda ailesinin nasıl kıl payı kurtulduğunu (Ereğli’de ambar müdürü olan bir
Edebiyat
Bir Yaşam ÖyküsüVartan İhmalyan · Cem Yayınevi · 201210 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Puan vermedi·400 syf.··
2026 15. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 00:06
Yıl 1560 Yer Italya,Rönesans dönemi Floransa Lucrezia de' Medici (1545–1561) Floransa Dükü I. Cosimo'nun kızı, 15 yaşında Ferrara, Modena ve Reggio Dükü II. Alfonso ile evlendirilir,  16 yaşında  hayatını kaybeder. Gerçek tarihi  bir karakter üzerinden yola çıkıyor yazar. Kitabın ilk sayfasından sonunu bilerek başlıyor okuyucu okumaya. Bu sona nasıl olaylarla ulaşıldı merakıyla okumaya başladım. Yazarin okudugun  ikinci kitabı, ilki Hamnet.  Bu kitabında da ana karakter sezgisi kuvvetli, olayları ve dünyayı herkesten farklı görüyor. Biraz yabani biraz aykırı ve özgür ruhlu bir kadın.  Anlatımı, duygulari kelimelerle aktarımı çok güzel. İçinde bulunduğu anı  yaşatıyor. Elinizden bırakmadan okuduğunuzda bir film izliyor gibi sizi olaylarin yaşandığı mekanlara çekiyor. Yazar kitabi uzatmış mi evet bence tasvirler kitabı uzatıyor  ama bir o kadar da film tadında tüm detaylar gözünüzde canlanıyor. Taş duvarların soğukluğu, karanlığı, elbisesinin hareket ederken duyulan sesi bile kulağınıza geliyor sanki, çünkü hepsini yazmış yazar. Tek sıkıntı bana göre kitapta kıyafetler ya da eşyalar gibi özel isimli olan kelimelerin  çok yer alması. Rönesans  dönemi Avrupa'da kadın olmak. Hayatin zorlukları dışında soylu ve önde gelen  bir ailede yaşayan bir kadının  var oluş  çabaları, evlilik ile gelen altin kafesler ve içlerinde kimsenin bilmediği duymadigi sessiz çığlıklar atan kadın.  Kadın için tek seçenek itaat etmek, tamamen seslerinin kısıldığı bir dünyada kendine biçilen rolün dışına çıkamadığı bir hayatı yaşamak.  Geçmişte olan halen günümüzde de devam eden durumlar alt metin olarak işlenmiş. Günümüzde değişti mi diye düşünüyorum, maalesef cevabım hayır oluyor ,  hala pek çok yerde kadın ikinci planda , hala kadın ölümleri bir şekilde üstü kapatılıp gecistiriliyor, yok
Evlilik PortresiMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20231,493 okunma
ÇOCUK, GENÇ VE ÖRNEK BİR İNSAN OLARAK NURULLAHI TANIMAK ..
Puan vermedi·336 syf.··
2026 76. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 20:25
"Ömrümü bu milletin insanları birbirini helak etmesinler diye harcayacağım.Bu milletin evlatları birbirlerine böyle bir muameleyi reva göremezler. Buna hakları yok. Çünkü dışarıda bize düşman kocaman bir dünya var zaten. Biz kime düşmanız bu ülkede? Biz birbirimize nasıl düşman olabiliriz? Bir ömür bunu anlatmaya adaycağım kendime." Sibirya gazisi, bilge ve lider bir adam olan Bekir’in erdem ve iyilik timsali oğlu Seyfullah… Yolu ve okulu olmayan uzak bir dağ köyünde bir rüyası, bir hayali var Seyfullah’ın: Oğlu Nurullah’ı okutmak… ..."Alaca bir at koşar içimde zamansız, mekansız nefese doğru... at vuruldu; içim paramparça Rüveyda..." Belki bir çoğumuz şiirleriyle tanıyoruz aslında ama aynı zamanda yazar da olan, Türkiye’nin, yönetim sanatı ve liderlik alanındaki önemli bilim insanlarından, Prof. Dr. Nurullah Genç Omuzlarımda Dünya adlı eserini yazarı tanımak adına çok güzel bir başlangıç olacağını düşünüyorum. Çünkü bu kitap yazarın yokluk içindeki zorlu çocukluk yıllarını, eğitim mücadelesini ve hayallerini anlattığı Timaş Yayınlarından 336 sayfalık dokunaklı bir otobiyografik anı kitabı. Hâtıraları okurken bazen gülümseyecek, bazen hüzünlenecek, çokça düşünecek ve hayata dair yol işaretleri bulacaksınız satırlarda... Engeller, sorunlar ve imkânsızlıklar baba ve oğulun hayallerinden daha büyük. Başarmak için çok çalışmalı, asla yılmamalı ve sabretmeli. Bir kış günü başlayan uzun, meşakkatli yolculuk ve dünyayı omuzlarında taşıyan bir umut. Onlara destek olan ise güzel insanlar ve duanın gücü. Omuzlarımda Dünya’nın sayfalarında, yaşanılması çok daha zor hale gelen yeryüzünün ve çölleşen insanlığın, medeniyetimizdeki ilim ve irfan iklimini aradığını iliklerimize kadar hissediyor olacağız. Dünya öylesine bir girdabın içinde ki sevgiyi kanatlandıran yeni bir ses, önce başkaları
1000Kitap
Omuzlarımda DünyaNurullah Genç · Timaş Yayınları · 20242,013 okunma
7/10
·160 syf.··
2026 10. kitabı
Todd McElroy, hepimizin içten içe hissettiği ama bir türlü yüksek sesle itiraf edemediği o suçluluk duygusuna parmak basıyor: "Boş durursam zamanı boşa harcamış olurum." McElroy’un anlatmak istediği şey, tembellik yapmak ya da hayattan tamamen elini eteğini çekmek değil. Yazarın "hiçbir şey yapmamak" derken kastettiği şey, zihni serbest bırakmak, anı sadece yaşamak ve sürekli bir üretim baskısı altında ezilmemek. Günümüzde kitap okurken bile "Ayda kaç kitap bitirdim?", film izlerken "Kültürleniyor muyum, listeme ekleyeyim", kahve içerken "Instagram'a ne koysam?" diye düşünmekten anın tadını kaçırıyoruz. İşte McElroy tam bu noktada devreye giriyor ve diyor ki: "Zihnin hiçbir şey üretmediği, sadece var olduğu anlar, aslında en çok beslendiği ve yenilendiği anlardır." Kitabın en güçlü tarafı, modern insanın üzerine kabus gibi çöken "hiçbir şey yapmama suçluluğunu" incelemesi. Yazar, boş durduğumuzda kendimizi neden suçlu hissettiğimizi tarihsel ve toplumsal nedenlerle açıklıyor. Kapitalist sistemin bizi sürekli tüketen ve üreten birer robota dönüştürmek istediğini, oysa insanın doğasının buna uygun olmadığını söylüyor. Boş bir güne uyanmanın ve o günü planlamadan, sadece rüzgarı izleyerek geçirmenin lüks değil, bir ihtiyaç olduğunu vurguluyor. Kitap, insana kaybettiği "yavaşlama hakkını" geri veriyor. Yazar, zihin boşluğa düştüğünde, yani kelimenin tam anlamıyla "hiçbir şey yapmadığında", bilinçaltının çalışmaya başladığını ve en orijinal fikirlerin, hikayelerin, çözümlerin bu sessizlikte doğduğunu harika örneklerle anlatıyor. Zaman zaman tekrara düşse de, "daha çok çalış, başarabilirsin" diyen kişisel gelişim kitaplarının aksine, "zaten yeterince şey yapıyorsun, şimdi biraz da hiçbir şey yapma zamanı" diyen bir eser. Kendimize bu "sadece var olma" iznini vermek, bu
Hiçbir Şey Yapmadan Her Şeyi YapmakTodd McElroy · İdeal Kültür Yayıncılık · 20259 okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2026 50. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 09:20
Merhaba Bugün sizlere Waris Dirie'nin "Çöl Çiçeği" adlı kitabıyla geldim. Bu oldukça popüler bir kitaptı ve hala öyle; bu nedenle beklentilerim oldukça yüksekti. Beklentilerimi karşılayıp karşılamadığı konusunda emin değilim. Yorumum burada, takdir sizin. Yazarın kendi yaşam öyküsünü anlattığı bir otobiyografi ve anı türünde bir kitaptır. Waris Dirie, kadınlara dayatılan ağır sorumluluklara karşı durmuş, kadın haklarını savunmuş ve toplumsal meselelere dikkat çekmiştir. Kitapta anlatılan gerçek olaylar, özellikle çocukluk döneminde yaşananlar, akıl almaz niteliktediydi. Bunların bir yerlerde yaşanıyor olması dehşet verici. Şu alıntıyı buraya bırakayım "Böyle devam edecek, ta ki dünya kadınlar için güvenli bir yer hâline gelene kadar. " Okurken bazı bölümlerde zaman kavramını yitirdiğimi, olayların ne zaman ve nasıl gerçekleştiğini idrak edemediğimi fark ettim. Hayat mücadelesini sürdürme çabası içinde bazı tabularını yıkması beni bir nebze üzdü. Bazı bölümlerde ahlaki değerleri hedef alması gereksizdi. Akıcı, sade günlük dil kullanılmıştı. Genel olarak, güçlü bir kadın profili çizmesi ve yerinde mesajlar vermesi nedeniyle tavsiye ederim.
Çöl ÇiçeğiWaris Dirie · Bilge Kültür Sanat Yayınları · 201411,6bin okunma