Ayşe Kulin bu romanda, bir ulusun yasını bir güne sığdırmaz;
Türkiye’nin kolektif hafızasında donmuş bir anı edebiyatın diliyle yeniden canlandırır:
10 Kasım.
Nasıl ki Kasım ayı yaprakların döküldüğü,
soğuğun insanın içine işlediği bir zamansa,
Atatürk’ün kaybı da bir milletin içindeki sıcaklığı bir anda çekip almıştır.
Kulin’in anlatısı tarih kitabı gibi değil;
Atatürk’ü bir heykel değil, bir insan olarak görmemizi sağlar:
- Çocuk Mustafa’nın merakı
- Genç Kemal’in aklı
- Komutanın iradesi
- Cumhurbaşkanının yalnızlığı
- Ülkesinin geleceğine duyduğu sonsuz kaygı
Yazar, Atatürk’ü göz kamaştıran bir zafer figürü olarak değil;
insanüstü yükün altında yorulmuş bir kalp olarak ele alır.
Kitap; anılar, tanıklıklar, duygular ve sessizlikler üzerinden ilerler.
Tarih sayfalarının unutturduğu ayrıntıları değil,
yüreğin unutamadığı duyguyu öne çıkarır.
Kulin şu mesajı fısıldar:
“Bazı kayıplar, sadece bir kişiyi değil,
bir ülkenin geleceğini yetim bırakır.”
Son sayfayı çevirirken okur şunu hisseder:
10 Kasım bir son değil, her yıl yeniden yaşanan bir başlangıçtır.