Bir aşk unutulmaz olacaksa eğer, küçük rastlantılar Assissili Francesco'nun omuzlarına konan minik kuşlar gibi hemen o an kanat çırpa çırpa gökten aşağı doğru süzülmelidir.
Başarısızlığın Olmadığı Okul Çocuklar ihtiyaçlarını evde karşılayabildiklerinde, bunu okulda yapmalılar. Başarılı olmaya başlamakla çocukla iyi ilişkiler kurmaktır (hem çocuklar hem de büyüklerle). Bir çocuk ya da yetişkin yalnızsa, belirleren yollardan ihtiyaçlarını karşılayamaz ve başarılı bir kimlik edinemez. Onun için kültür yoksunu, mahrum, vazgeçmiş, izole ya da daha çok tercih ettiğim ilgisiz gibi daha hafif tabirler kullansak da asıl sorunu, ailesi veya çevresinde iyi ilişkiler kurabileceği kişileri bulamamasıdır. Çocuk olarak tek ümidi bu insanları okulda bulmaktır. Yalnız kalmaya devam ederse kimlik için gerekenleri tamamlayamayacaktır; başkalarının gözünde değerliliği gerektiren, sevgi okulda neyin eksik olduğunu anlayacaktır; başkalarının gözünde değerliliği gerektiren sevgi ve özgüven yolları kapalı olacaktır.
Savaşçı "Arif Bey, bitmemiş işler evlilik ilişkilerini nasıl etkiler konusunda siz bir örnek vermiştiniz. Şimdi ben de bir örnek vermek istiyorum.
"İlk üzerinde duracağım konu şu: Evlenecek eşlerden biri, kadın veya erkek, yaşamında bir sürü bitmemiş işle evliliğe başlayabilir."
Arif Bey güldü, "Allah o insanlara kolaylık versin," dedi. Ben de güldüm ve konuşmama devam ettim:
"Bir örnek vermek istiyorum. Varsayalım ki, kız küçükken temel varoluş gereksinmelerinden sevgiyi ve değeri babasından bulamamış. Bu gereksinme karşılanmadığı için böyle bitmemiş bir işle büyüyen genç kız, evlenme çağı gelince babasını andıran, karakteri babasına benzeyen birini cazip buluyor. Tabii çoğu kere kişi bunun nedeninin farkında olmaz; onun farkında olduğu sadece erkeği 'önemli', 'çekici', 'etkileyici' bulduğudur.
"Bu kişiye 'âşık' olup evlendikten sonra, babasında bulamadığı sevgi ve değer verme gereksinmelerini kocasında gidermeye çalışır. Tabii, kocası böyle bitmemiş işi olan küçük bir kızla evlendiğinin farkında değildir. O karısına yetişkin bir kadına davranıldığı gibi davranarak cinselliği ön planda tutabilir. Çünkü o kendisinin ve karısının temel varoluş gereksinmelerini evlilik içinde böyle karşılayacağı algılaması içindedir.
"Ama, tabii yanlış yapmış olur. Karısı, babasıyla olan bitmemiş işlerini kocasıyla da bitiremez ve bitmemiş işlerinden dolayı babasına duyduğu ne kadar olumsuz duygu varsa, hepsini kocasına aktarır."
"Çocuk sürekli yetişkinin davranışını gözler; bu davranışlardan anlam çıkarmaya çalışır. Yetişkinin davranışı tutarsız, açıklanamaz, söylenene uymayan türden olduğu zaman çocuk şaşırır ve hem kendine hem de içinde yaşadığı dünyaya güveni temelden sarsılır. Bu nedenle çocuk içinde bulunduğu gerçeği algılamamayı öğrenmeye başlar; içinde bulunduğu ortama
Savaşçı "-Neden bıraktın beni?"
"Bu, basit ve sıradan bir soruydu, ama ilişkimizin belki de bütün çıkmazı bu sorunun yanıtında gizliydi. Bu sıradan sorunun yanıtı da aslında o kadar basit ve sıradandı ki, bu sıradanlık yanıtın inandırıcılığını yok ediyordu. Sevdikçe, sevdiklerinden daha çok korkan insanların, başkalarına inanılmaz, tuhaf ve yabancı gözüken davranışını Sevda'ya anlatmam mümkün değildi. Bunu ne anlar ne de buna inanırdı. Ona, 'Seni çok sevdiğim için seninle olamazdım, sana duyduğum sevgi çok korkuttu beni,' diyemezdim. O bir kadındı, sevgide korkmaz, aksine sevdikçe daha cesur ve atak olurdu.."Bense korkuyordum. Bir kadını daha çok sevip ona daha çok bağlandıkça, bir gün onu kaybedip yapayalnız, acılarla kalmak korkusu büyüyordu ve gittikçe artan bir hızla kıskançlık uçurumundan aşağıya yuvarlanıyordum. Kıskanmanın çaresizliğinden ve içimde yarattığı aşağılanma duygusundan kurtulmak ve bana kaçınılmaz gözüken o terk edilme gününün acısını daha baştan hafifletmek için, hayatıma kattığım kadınların sayısı artıyordu. Nedenini kavrayamadığım bu terk edilme korkusu ve kendime itiraf etmekten bile utandığım hırpalayıcı kıskançlığımla, aptalca olduğunu bile bile daha çok kadınla birlikte oluyor ve sonunda korktuğuma uğrayıp bir başka erkek için terk ediliyordum. Daha da kötüsü, bu gerçeği bilmeme rağmen, her seferinde elimde olmadan hep aynı şeyi yapıyordum, bunun önüne geçemiyordum. Tedavisi olmayan bir tür hastalık gibiydi bu korku."
Savaşçı Öğretmenler, Cumhuriyetin ilk yıllarında "çevre" niteliğine sahip bir topluluktu. Hepsinin olmasa bile çoğunun tanıdığı ortak otoriteler, okuduğu ortak dergiler, kitaplar vardı. Mesela Finlandiya'yı anlatan Beyaz Zambaklar Ülkesinde adlı kitap, o zamanki öğretmenlerin neredeyse tümünün bildiği ve okuduğu bir kitaptı. Bakanlık da tüm öğretmenlerin yararlanması için mesleki kitaplar yayınlamaktaydı. MEB, öğretmenler için şimdiki dönemle kıyaslanamayacak kadar nitelikli yayınlar yapmaktaydı. "Öğretmen Kitapları" diye bir seri vardı. Bu yayınlar, öğretmenler arasında muazzam bir etkileşim yaratmaktaydı ve en önemlisi de öğretmenleri akademik bir çevre haline getirmekteydi.
Öğretmen Olmak Diğer taraftan, büyük Türk pedagogu İsmail Hakkı Baltacıoğlu da Pedagojide İhtilal adlı kitabında şunları söylemektedir: "Eğitim işi bahçıvan işine benzer. Bahçıvanın yapması gereken iş, elma ağacına armut verdirmek değildir. Bahçıvanın yapacağı iş, elma ağacının elma vermesi için gerekli olan dış şartları sağlamaktır. Toprak, hava, güneş, su, gübre gibi şartlar sağlanınca ağaç yemişini kendi kendine verecektir. Eğitim işinde de böyledir.