UĞUR DÜNDAR: Günümüz itibariyle yandaş olan televizyonlar, genellikle görkemli plazalardan yayın yapıyorlar. Anlı şanlı genel yayın yönetmenlerinin emrinde çok sayıda deneyimli editör ve nitelikli muhabir çalıştırıyorlar. Yurtiçi ve dışından 24 saat kesintisiz haber akıtan ajansları, büroları, pırıltılı stüdyoları, son teknolojiyle donatılmış naklen ya-yın arabaları, uydu bağlantıları, sayısız kameraları, başarılı teknik elemanları var. Yönetim kademesindekiler sekreterli lüks ofislerde çalışıyor, son model makam arabaları kulla-nıyor, yemeklerini medya plazalarının lüks lokantalarında bedava yiyorlar. Dışarıda yediklerini de patronlara fatura ediyorlar! Görünürde habercilik başarısı için "kuş sütü " dışında her şeye sahipler!
Ama bunca imkân içinde yüzmelerine karşın, yine de asıl görevleri olan haberciliği yapamıyorlar. Çünkü habercilikte "yaşam" anlamına gelen özgürlükten mahrumlar. Özgürlükleri rehin alındığı için toplumun gerçekleri öğrenme hakkı yerine, iktidara hizmet ediyorlar. Ankara'nın yap dediği haberleri (!) yapıyorlar, yapma dediğini çöpe atıyorlar! Plazalardaki yaşam standartlarını kaybetmemek için sansüre boyun eğiyorlar! İşte bu nedenle halk arasında "yandaş" ya da "penguenci-yemekçi medya" olarak anılıyorlar.
Sayfa 393 - Sia Kitap, Birinci Basım Aralık 2019·Kitabı okuyor
İstanbul çocuğu Ziya, Ankara'ya bir türlü ısınamadı. Sudan çıkmış balık gibiydi. Hafakanlar basıyordu.
- Tiyatro dekoru gibi şehir, diyordu. İçinde iki adım yürüdün mü bitiveriyor, kendini sahnenin dışında buluyorsun...
(...)eğer secde Allah için olsaydı İblis yapmak zorunda kalacaktı. Demek ki selam secdesidir, kulluk secdesi değildir. Tıpkı kardeşlerinin Yusuf’a yaptıkları selam, saygı, tevazu ve boyun eğme secdeleri gibi.
Ankara'da Tuncer Cücenoğlu'nun yazdığı "Dosya" adlı bir oyun oynuyoruz. Yerden yere vuruyoruz Özal'ı. Eşi Semra Hanım ile birlikte el ele oyunumuzu izlemeye geldiler. Oyun bitiminde de kuliste bizi kutladılar. Ben biraz günah çıkaracak gibi oldum:
"Boş ver!" dedi. "Sanatçının vazifesi muhalefet etmektir." Ertesi gün beni Başbakanlık Konutu'na kahvalhya davet etti.
Bu kahvalhya gittim. Tek bir not aktaracağım size:
Sekreteri yanımıza geldi, "Efendim," dedi Özal'a, "Genelkurmay Başkanımız arıyorlar... " Özal’ın cevabı şuydu: "Sonra arasınlar. Şimdi bir sanatçıyla, Levent'le kahvaltı yapıyorum."