Milli mücadele yanlıları da zaten akın akın Ankara'ya geliyorlardı. Gelenler arasında Mehmet Akif Ersoy gibi önemli bir isim de vardı. Mustafa Kemal, Bediüzzaman'ın hem hocalık vasfından hem de Kürtler üzerindeki nüfuzundan faydalanmak için Ankara'ya onun da gelmesini arzu ediyordu. Yeni kurulan hükümetin meclis başkanlığını yapan Paşa ve yakın arkadaşları Bediüzzaman'ı Ankara'ya ilk davet ettiklerinde "Ben, tehlikeli yerde mücadele etmek istiyorum. Siper arkasında savaşmak hoşuma gitmiyor. Anadolu'dan ziyade burayı daha tehlikeli görüyorum." diyerek bu teklife pek sıcak bakmamıştı. Oysa durum şimdi çok daha farklıydı. İngilizler, İstanbul'u işgal etmiş, milletvekillerini tutuklamışlardı. Meclis çalışamaz hale gelmişti. Üstelik kendisi ile ilgili bir yakalama kararı da vardı. En son Mareşal Fevzi Çakmak ve Van Valisi Tahsin Bey'in de ısrarlı talepleri üzerine Bediüzzaman, Milli Mücadele'ye destek vermek üzere trenle Ankara'ya geldi. Geliş sebebi destek vermenin yanında yeni kurulacak devlette görev alacak mebuslara İslamı bir şuur kazandırmaktı. 22 Kasım 1922'de Ankara'da "Hoşemedi" töreniyle karşılanmıştı. Mecliste bu merasim sadece devlet ricaline ve önemli kişilere yapılıyordu. Bediüzzaman, dua ve tebriklerden sonra mecliste yaptığı konuşmada milli mücadeleyi öven sözler söyledi. Konuşması yer yer milletvekilleri tarafından âmin sesleriyle kesiliyordu. 23 Nisan 1920 Cuma günü dualarla, gözyaşlarıyla açılan meclis, Yunanlıları çok geçmeden denize dökmüş, zafer kazanılmıştı. Ne yazık ki ruh ve mana köküne bağlı bu meclisin varlığı çok uzun sürmemişti. Mukaddesat için verilen mücadeleler çabuk unutulmuştu.
Tarih
Biraz geriler dediğim tarih 1944-1945 yılları ve o zamanın mühim tarihî olayı da Türkçüler davasıdır. Yer-leri değiştirilen, fakat meslek ve maaşlarından mahrum edilmeyen bugünkü kıyılan öğretmenlere karşı, ki hepsi birer suçla bu işleme tâbi tutulmuştur, 1944'te birçok öğretmen hiçbir suçları olmadığı halde mevkîlerinden, maaşlarından ve hürriyetlerinden mahrum edilmişler, aylarca, bazıları bir buçuk yıl tutuklu kalmışlar, sonunda hiçbir suçları olmadığı Sıkı Yönetim Mahkemesince anlaşılarak beraat etmişlerdir. Yerleri değiştirilen ilkokul öğretmenlerine karşı pek şefkatli ve merhametli olan İsmet İnönü, 1944'te suçsuz öğretmenleri "fasid öğretmen" diye 19 Mayıs nutkunda damgalamış, bu öğretmenlerin hücrelerde, tabutluklarda, yeraltı odalarında ızdırap çekmelerine seyirci kalmıştır. Hem de o öğretmenlerin hepsi yüksek öğretmenlerdi. Bir tanesi Türk Tarihi Profesörü Zeki Velidî Togan'dı. Milletlerarası ünü olan bir bilgindi. Bir tanesi merhum Hüseyin Namık Orkun'du. Ankara Eğitim Enstitüsü ve Polis Koleji tarih öğretmeniydi. Bir tanesi Edebiyat Öğretmeni Orhan Saik Gökyay'dı. O sırada Ankara Konservatuarı müdürlüğünde bulunuyor ve kendisi de viyolonselist olan İsmet İnönü tarafından sık sık ziyaret ediliyordu. Bir tanesi Edebiyat Öğretmeni Nejdet Sançar'dı. Balıkesir Lisesi Edebiyat Öğretmeniydi. Bir tanesi bendim: Boğaziçi Lisesi Edebiyat Öğret-meniydim. Bir tanesi Bedriye Atsız'dı. Erenköy Kız Lisesi Tarih Öğretmeniydi. Bunların dışında bir de tutuklanmayarak yalnız bakan-lık emrine alınan Reşide Sançar vardı ki o da Balıkesir Lisesi Fizik-Kimya Öğretmeniydi. Bu yedi öğretmene karşı yapılan muamele kıyıcılık değildir; normaldir. Ama bir öğretmen solcu olur da sol-culuk propagandasından veya ahlâksızlığından dolayı başka yere gönderilirse işte o zaman onun adı
Sayfa 294 - 295 Ötüken, Şubat 1969·Kitabı okuyor
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Çerkez Ethem
Gittikçe kabaran benlik gururu, kabiliyetlerini kendi kafasının ölçüleriyle değerlendirmesi, kardeşlerinin ve gaye arkadaşlarının aşırı telkinleri, çeteciliği ordudan ve fikirden daha önde görüşü, Ankara'yı küçümseyişi, mesela Mısır'ın Çerkez sultanları devrinde olduğu gibi, kölelikten sergerdeliğe yükselenlerin duydukları şeylere kendini kaptırışı, onu artık faydalı olmaktan ziyade tehlikeli kıldı. Bu yıldız, er geç düşecek, parçalanacaktı.
Sayfa 327·Kitabı okuyor
Cehennemde ateşi bol olsun!
12 Mart döneminin Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcısı Albay İlhan Şenel, Genelkurmay Mahkemesi Askeri Savcısı’dır. 12 Mart döneminde Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına ölüm cezaları veren mahkemenin yargıçlarından Albay Mehmet Turan, Genelkurmay Mahkemesi’nde askeri savcı olarak görev yapmaktadır.
Sayfa 60 - um:ag yayınları·Kitabı okuyor
Siyasi Tarih
Gerçekten de Milli Mücadele döneminin en büyük zorluklarından biri İngiliz ablukasını aşarak Ankara'ya varmaktı. Mücadelenin en büyük karakterleri bile bu süreçte büyük zorluklar ve maceralar atlatmıştı. İsmet İnönü ise bir er kıyafeti içerisinde uzun müddet yürüyerek Bolu dağlarını aşmıştı.
Sayfa 88·Kitabı okuyor
Bilanço
Sonuncu namzedin kayıt numarası 9377... Cemiyet kurulurken... Bunlar ilkler... Yani beş yıldır inşa edilmekte bulunan Büyük Doğu ruhunun en taşkın sahipleri... O ruhun kayıtsız ve şartsız dâvetine, kayıtsız ve şartsız bir şitap asaletile koştular. Yarın, inşallah, her muvaffakiyet belirdiği ve dâva, kanun yolunda, muazzam bir silindir gibi görünmeğe başladığı zaman, ölçülerimize uygun olarak bize kim gelirse, şüphesiz ki, başımıza taç edeceğız. Fakat ilklerın mânası, yeniler arasında onları sevk ve idare edecek kabiliyette insanlar bulunsa da, daima başka olacak... Bu arada, bazı hususî şartlar yüzünden sesini yükseltememiş olanların hakkını mahfuz tutuyoruz... Anadolunun doksan küsur yerinden ses aldık. Bazı vilâyet merkezlerinden tek ses gelmezken bazı kaza ve hattâ nahiye merkezleri, bize, milyonluk şehirlerin gulgulesile "Evet!" diye bağırdı. Anadoludan gördüğümüz alâka derecesini, şehir şehir, kasaba kasaba, nüfus nisbetlerine göre sıraya koyduk: Birinciliği Gümüşhacıköy aldı. İkinci Urfa, Üçüncü Tavşanlı, dördüncü Haruniye, beşinci Malatya, altıncı Kayseri, yedinci Samsun, sekizinci Ödemiş... Bunların arkasından, nisbet sırasına konmamış olarak, sadece alâka bolluğu ölçüsile, Eskişehir, Afyon, Bursa, Erzurum, İstanbul, İzmir, Ankara geliyor. Ne gariptir ki, (Büyük Doğu), satış ve okunma alâkası bakımından, nüfus nisbetleri mahfuz, birinci derecede Kayseri ve Tavşanlı; ikinci derecede Urfa, Malatya, Konya, Eskişehir, Bursa; üçüncü derecede de Antalya, Adana, Elazığı vesairede muvattaktır. Demek ki, Cemiyet alâkası (Büyük Doğu)nun satışına tam mutabık zuhur etmemiş ve bazı mıntıkalardaki kuvvetli ve şahsiyetli (Büyük Doğu)cular, büyük bir kalabalığı peşlerinden çekmeyi bilmişlerdir. Öyle ki, bazı yerlerde tek tek istekliler bu gibi yerlerdekilerden birkaç misli
Sayfa 35 - (8 Temmuz 1949, Cuma Büyük Doğu Dergisi s.: 18)·Kitabı okuyor
Alıntı