«Halk, yalnız zincirle bağlanmış veya tımarhaneye kapatılmış insanlara deli derler. Sizin hükümdarınızın hastalığına ise, akıl hastalıkları ilminde, akıllı delilik “Cinnet-i Münevvere” denilir. Akıllı deli, sıhhatli ve selâmetli bir fikre malikmiş gibi konuşur. Fakat bütün fikirlerinde ve kararlarında, hükümler hatalıdır.
Böyle bir hastanın zekâsı, yalnız kendi heves ve ihtirasları dairesinde işler. Zekâsını, sırf kendisinin muhtaç olduğu şeylere sarf eder. Kendi bencil hesaplarına kendini verdiği zaman, şayanı takdir zekâ eserleri gösterir.
Fakat diğer hususlardaki, yani kendi benliğini ve varlığını ilgilendirmeyen meselelerdeki hükümlerinde, emniyet ve selâmet bulunmaz. İdrakinin havsalası, bunları kavrayamaz.
Böylece akıllı delide, bir zekâ gücü olduğu halde, onda zaman zaman garip, delice ve hatta caniyane hareketler görülür.
Akıllı deli, devamlı bir karakter kuvvetine "seciye kuvvetine” malik değildir. Cevheri soysuzlaşmıştır. Vehim ve merak illetine tutulmuş olduğu için, hükümleri ve fikirleri bu illetin hallerine tabidir. Kalbı bağlılıklara karşı duygusuzdur. Huysuz, müşkülpesent, merhametsiz, kıskanç ve yalancıdır. Vesveseli, içinden alaycı, korkak ve bâtıl fikirlere bağlıdır.
İstibdat, saygısızlık, hile ve desise, fitne ve mürailik, bunlara mahsus olan zaaflar ve eksikliklerdir.
Akıllı deli, aslında ve kendi benliği ve menfaati dışında ne istediğini bilmez. Kendini herkesin üstünde sayar. Her şeyi en iyi düşünen ve her şeyde bilgili sayar.
Yüksek bir mevki işgal ettiği zaman, en büyük ihtirası, herkese kumanda etmek, her şeye hâkim olmaktır. Ve içinde yaşadığı âlemi, en küçük teferruatına varıncaya kadar kendisi idare etmek ister. Bundan, aşırı zevk duyar...
Abdülhamitte bu vasıfların hepsi, son derecesi ile mevcuttur. Bu sebeple kendisine,