Sen nasıl bir şey bırakmadıysan ben de sana ne bir resim ne de bir iz bırakacağım.Asla tanımayacaksın beni,asla.Hayattayken kaderimdi bu,ölümümden sonra da öyle olacak.Son saatimde sana seslenmeyeceğim.Sen adımı da,yüzümü de bilmeyeceksin ben giderken . Huzur içinde ölüyorum, çünkü uzaktan sen bunu hissetmeyeceksin.Ölümüm sana acı verecek olsaydı ölemezdim .
Ama sevgili okuyucularım, benim asıl kötülüğümün nereden geldiğini biliyor musunuz? Ben, bu kepazeliğimi her anımda, hatta en hırçın olduğum anlarda bile hissetmekten kendimi alamıyordum. Aslına bakılırsa, ne kötü, ne de hırçın biriydim. Bütün hareketlerim, eğlence olsun diye yaptığım saçmalıklardan ibaretti. Öfkemden ağzım köpürmüşken biraz olsun güleryüz gösterip, önüme şekerli bir bardak çay sürüldü mü yumuşayıverirdim. Üstelik duygulanırdım da... Ama sonradan kendime kızar, utancımdan aylarca uyuyamazdım. Huyum böyleydi işte.
Korkuyoruz. Düşünmekten ve sevmekten korkuyoruz. İnsan olmaktan korkuyoruz. İnsan yerine bir yığın kuklalar yaratıyoruz . İnsana benzetirsek,onlara acımaktan korkuyoruz .
Her zaman gerekenin tersini yapıyorum,çocuklar gibi.Kitaplarla,yani bir çeşit masal dünyası ile hayatı karıştırıyorum eskisi gibi.Galiba gittikçe de düzeltilemez oluyorum bu konuda .Masalın nerede gittiğini,hayatın nerede başladığını farkedemiyorum. Bazen, suratıma bir garip bakıyorlar; o zaman uyanır gibi oluyorum.