İnsan bazen hayatın içinde yürürken, aslında tüm yollarının tek bir yere çıktığını fark eder. Kalbin yönü değişmez; zaman geçse de, mesafeler artsa da, içteki yön hep aynı kalır. Benim yolum da böyle… Hep sana çıkan bir yol.
Dualarım var; her biri senin adını taşıyor. Sessizce, içimden yükselen her niyaz, aslında sana doğru uzanan bir köprü gibi. Gözyaşlarım bile rastgele değil; her biri senin yokluğunda biriken kelimeler gibi akıyor. Söylenemeyen her şey, su olup gözümden düşüyor.
Canımın bağlı olduğu o görünmez düğüm var ya… Bazen acıtan, bazen ayakta tutan. Eğer o “kazıktan kurtulursam” dediğim şey, bu yükün hafiflemesi ise, bil ki içimdeki en derin dilek yine sana varmak olurdu. Çünkü kalbimin yönünü değiştirmiyor zaman.
Vuslat dediğim şey bir ihtimal değil, bir özlem biçimi artık. Sana kavuşma fikri bile içimde bir sükûnet gibi duruyor. Çünkü her özlem, aslında seni biraz daha yakına çağırıyor.
Merakım hep sende kalıyor; neredesin, nasılsın, hangi sessizlikte dinleniyorsun… Bilmiyorum. Ama bilmekten daha güçlü bir şey var içimde: hissetmek. Ve ben seni hâlâ hissediyorum.
Belki de hayat, insanı en çok sevdiğine dair suskun bir bekleyişe dönüştürüyor. Benim bekleyişim de seninle anlam kazanıyor.
Ve bütün yollarım… Hep sana çıkıyor.