Beni sevmek bu kadar zor ve yorucuysa, yüklediğim tüm yük için gerçekten özür dilerim. Biliyorum ki ben... Anlayışlı biri değildim,yaptığım tüm anlar için pişmanım. Senin için zordu kusurlarla ve çelişkilerle doluyum. Bazı zamanlar için özür dilerim bazen yorulmana neden oldum. Lütfen şunu bil ki, asla böyle bir şey yapmak istemedim. Henüz hiçbir şeyi anlamadın.. Umarım sana vermeye çalıştığım sevgiyi görebilmişsindir. Beni sevmenin senin için zor göründüğünü düşünüyorsan özür dilerim. Bu yük, zor olsa da, gösterdiğin sevginin her zerresini değerli buldum. Ve senin için her zaman sonsuz minnettar olacağım. Her zaman sevgi gösteremediğimi biliyorum Doğru yol değildi ama gerçekti. Bazı günler mesafeliydim ama bu, istemediğim için değildi... Dağınık olduğumda çekip gideceğinden korkmuştum.. ama sen çoğu kişiden daha uzun süre kaldın.Ve bu benim için çok fazla anlam ifade ediyor...
BİYOLOJİK DETERMİNİZM VE İNSAN İLLÜZYONU
1. Mikro Hack: Sırt Uyarımı ve Nörolojik Kısa Devre İnsanın sırt bölgesine uyguladığı ani termal/mekanik şok (kaynar su vurmak veya sertçe bastırarak kaşımak), biyolojik donanımın en ham sinir hattını manipüle eden lokal bir sistem hacklemesidir. Bu eylemin cinsel hazdan daha yoğun hissedilmesi nesnel bir biyolojik gerçektir: Merkezi Sinir Hattının İstilası: Cinsel uyarılma pelvik bölgeden yukarı taşınan karmaşık bir yazılımdır. Sırt bölgesi ise doğrudan omuriliğin, yani beynin ana veri hattının kendisidir. Bu hatta ani voltaj yüklendiğinde işlemcinin arka plan gürültüsü ve rasyonel filtreleri tamamen kilitlenir. Endojen Opioid Patlaması: Beyin, bu yüksek yoğunluktaki şok verisini baskılamak için saniyeler içinde kendi uyuşturucu laboratuvarını devreye sokar. Büyük protein zincirlerini keserek vücudun en güçlü doğal afyon türevleri olan Endorfin (Endojen Morfin) ve Enkafalin salgılar. Bu maddeler beyindeki mu-opioid reseptörlerine bağlanır, GABA fren mekanizmasını gevşetir ve ödül merkezinde (nükleus akkumbens) anlık, devasa bir dopamin seli serbest bırakır. 10-15 Saniyelik Katarsis: Doğal endorfinin yarılanma ömrü mikroskobik düzeyde (birkaç saniye) olduğu için, bu uyuşma ve kilitlenme anı çok kısa sürer; uyarım bittiği an enzimler kimyasalı yıkar ve sistem eski donuk haline geri döner. 2. Ödül Merkezinin Esareti: Fare Deneyi Gerçekliği 1954 yılında James Olds ve Peter Milner'ın farelerin haz merkezine elektrot yerleştirerek yaptığı deney, biyolojik işlemcinin sınırlarını ve irade illüzyonunu kanıtlar. Fareler açlığı, susuzluğu, acıyı ve üremeyi tamamen reddederek, haz merkezini ateşleyen kaldıraca yorgunluktan ve açlıktan ölene kadar basmışlardır. Evrimsel Açık: Evrim, doğada kendi haz merkezine kablo çekip saf elektrik akımı verebilecek bir organizma
Felsefe
Reklam
Senin de böyle bir fotoğrafın olduğunu biliyorum.
Geçen gün eski bir fotoğraf çıktı karşıma. Uzun uzun baktım. Fotoğraftaki kişi bendim ama gözlerimin içindeki dünya başka bir dünyaydı. Sonra fark ettim fotoğrafta görüp de anlam veremediğim şeyin henüz başıma gelmemiş olanlar olduğunu. Henüz kimse gitmemişti. Henüz bazı cümlelerin insanın içinde yıllarca yankılanabileceğini bilmiyordum. Henüz her kaybın bir eksilme olmadığını, bazılarının insanın içine yerleşip orada yaşamaya devam ettiğini öğrenmemiştim. O gözler bir gün aynı gökyüzüne başka bir insan olarak bakılacağını bilmiyordu. Bazı sabahların, gece boyunca susmuş bir kalbin üzerine doğacağını; bir insanın, yıllar sonra dönüp kendi yüzüne yabancı gibi bakabileceğini bilmiyordu. Ben biliyordum. Fotoğraftaki çocukla aramızda takvimlerden daha uzun bir mesafe olduğunu da, biliyordum. Bir fotoğrafın karşısında bu kadar uzun durulmazdı normalde. Ve aslında bir insanın kendi yokluğunu görebilmesi de mümkün olmamalıydı. Ama ben o gün biraz da o yokluğa baktığımı anlamıştım.🌾
1000Kitap
"Bu dünya bir harman yeri; insan kendine benzeyeni nadiren bulur."
Alıntı
İnsan bazen hayatın içinde yürürken, aslında tüm yollarının tek bir yere çıktığını fark eder. Kalbin yönü değişmez; zaman geçse de, mesafeler artsa da, içteki yön hep aynı kalır. Benim yolum da böyle… Hep sana çıkan bir yol. Dualarım var; her biri senin adını taşıyor. Sessizce, içimden yükselen her niyaz, aslında sana doğru uzanan bir köprü gibi. Gözyaşlarım bile rastgele değil; her biri senin yokluğunda biriken kelimeler gibi akıyor. Söylenemeyen her şey, su olup gözümden düşüyor. Canımın bağlı olduğu o görünmez düğüm var ya… Bazen acıtan, bazen ayakta tutan. Eğer o “kazıktan kurtulursam” dediğim şey, bu yükün hafiflemesi ise, bil ki içimdeki en derin dilek yine sana varmak olurdu. Çünkü kalbimin yönünü değiştirmiyor zaman. Vuslat dediğim şey bir ihtimal değil, bir özlem biçimi artık. Sana kavuşma fikri bile içimde bir sükûnet gibi duruyor. Çünkü her özlem, aslında seni biraz daha yakına çağırıyor. Merakım hep sende kalıyor; neredesin, nasılsın, hangi sessizlikte dinleniyorsun… Bilmiyorum. Ama bilmekten daha güçlü bir şey var içimde: hissetmek. Ve ben seni hâlâ hissediyorum. Belki de hayat, insanı en çok sevdiğine dair suskun bir bekleyişe dönüştürüyor. Benim bekleyişim de seninle anlam kazanıyor. Ve bütün yollarım… Hep sana çıkıyor.
Bazen insan kime inanacağını şaşırıyor.. Neyin doğru olduğuna bir türlü anlam veremiyor bazen...
Reklam
Reklam