Eğer yaşamda gerçekten bir anlam varsa, acıda da bir anlam olmalıdır. Acı da yaşamın kader ve ölüm kadar silinmez bir parçasıdır. Acı ve ölüm olmaksızın, insan yaşamı tamamlanmış olmaz. Bir insanın kendi kaderini ve içerdiği olanca acıyı kabul ediş yolu, kendi davasını seçiş yolu, ona, en ağır koşullar altında bile, yaşamına daha derin bir anlam katma fırsatı verir.
Kamptaki davranışları, acıları ve ölümleri, son içsel özgürlüğün kaybedilemeyeceği gerçeğine tanıklık eden şahitlerle tanıştıktan sonra, bu sözler sık sık aklıma geliyordu. Bu insanların çektikleri acıya değdikleri söylenebilir; acıya katlanma yolları, gerçek bir içsel başarıydı. Yaşamı anlamlı ve amaçlı kılan şey de, insanın elinden alınamayan işte bu ruhsal (tinsel) özgürlüktür.
Kendimize güvenebilmemiz için illa ki başkalarından saygı görmek gerektiğini kabul etmek aklımızdaki soru işaretlerini temizlemiyor ne yazık ki: Saygının neden özellikle yüksek mevkideki insanlara layık görüldüğü sorusunu soruyoruz bu kez. Neden çoğumuz iflasın eşiğindeki insanlara sırtımızı dönüyoruz da kariyer vaat eden, güçlü ve iktidar sahibi insanlarla karşılaştığımızda dilimiz tutulacak kadar heyecanlanıYoruz? Küçüklere tepeden bakmak, büyükleri de saygıyla anmak dürtüsü nereden kaynaklanıyor?
Bu soruların yanıtı, statü endişesinin ikinci nedeni olarak sayabileceğimiz bir olguda yatıyor. Bu olgu olmasaydı, zenginle fakir, güçlüyle güçsüz yine var olurdu. Ancak birtakım insanlara hiç sorgulamaksızın vıcık vıcık bir saygı gösterilirken diğerleri böylesine aşağılanmaz, horlanmazlardı.
"Snop" sözcüğü" ilk olarak 1820'lerde İngiltere'de kullanılMaya başlandı. Söylenene göre o zamanlar Oxford ve Cambridge üniversitelerinde sıradan öğrencileri aristokrat öğrencilerden ayırabilmek için adlarının hemen yanına sine nobilitate (soylu olmayan) ya da kısaca s.nob diye not düşülürmüş. Sözcüğün kökeni bu s.nob kısaltmasına dayanıyor.