Ne Harika Bir Anlatı!
7/10
·448 syf.··
Beğendi
·
2026 175. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 21:36
Kemal Tahir’in Esir Şehrin İnsanları romanına başlamadan önce bunun bir üçlemenin ilk kitabı olduğunu bilmiyordum ve kitabın ilk birkaç bölümünü bitirdiğimde hemen diğer iki kitabı da sipariş ettim. Kitabı bitirdiğimde ise aslında yazarın yalnızca işgal altındaki bir şehri değil, o şehrin içinde sıkışıp kalmış insanları da anlattığını fark ettim ve iyi ki gecikmeden diğer iki kitabı da sipariş etmişim diye düşündüm. Romanın en başarılı taraflarından biri, Kurtuluş Mücadelesi dönemini sadece cephede verilen bir savaş olarak ele almaması. Kemal Tahir, işgal altındaki İstanbul’da yaşayan insanların düşüncelerini, korkularını, çıkar çatışmalarını ve değişen şartlar karşısında aldıkları tavırları anlatıyor. Çünkü o dönemde mücadele sadece cephede değil; insanların kendi vicdanlarında, alışkanlıklarında ve seçimlerinde de yaşanıyordu. Romanın merkezindeki Kamil Bey’in yolculuğu bence klasik anlamda bir kahramanlaşma hikayesi değil, bir uyanış hikayesi. Paşa çocuğu olarak yetişmiş, iyi eğitim almış, sanatla ilgilenen ve belirli bir konfor içinde yaşamış bir insanın; zamanla içinde bulunduğu toplumu, dönemi ve kendi sorumluluklarını fark edişini okuyoruz. Bu değişimin en başarılı yanı ise aceleye getirilmemesi. Kamil Bey bir anda başka bir insana dönüşmüyor; önce görüyor, sonra anlamaya başlıyor ve en sonunda nerede durması gerektiğine karar veriyor. Aslında romanın ismi de burada daha anlamlı hale geliyor. İstanbul sadece askeri olarak işgal edilmiş bir şehir değildir; bazı insanlar da alışkanlıklarının, eski düzenlerinin, yetiştirildikleri çevrenin ve kaybetmek istemedikleri hayatlarının içinde esirdir. Burada vatan esir düşmüşken, kendi konforunu düşünen hiç kimsenin -fiziken esir olmasa bile- özgür olamayacağı, okuyucuya tane tane anlatılıyor diyebilirim. Kamil Bey’in
Edebiyat
Esir Şehrin İnsanlarıKemal Tahir · Ketebe Yayınları · 202613,3bin okunma
Puan vermedi·232 syf.··
2026 40. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 20:12
Drogo’nun hikayesi, geleceğe endekslediğimiz hayatlarımızın sert bir eleştirisidir. Aslında hepimiz kendi hayatımızın içinde yaşamımızı anlamlı kılacak büyük bir olay bekliyoruz. Tatar çölünden gelecek düşmana karşı kazanılacak büyük savaş gibi... Drogo kaleden her an ayrılabilir, istifa edebilir veya şehre dönebilirdi. Ama kalenin o tahmin edilebilir, sorumluluk gerektirmeyen rutini onu ele geçirdi. Kitap, insanı kendi modern "kalelerini" (mutsuz olduğu işleri, toksik ilişkileri, alışkanlıkları) sorgulamaya iter. İnsan, "gerçek hayatın" gelecekte bir gün başlayacağına inanarak şimdiki zamanı erteler ve bu süreçte elindeki tek gerçekliği, yani "bugünü" ve "gençliği" sessizce tüketir. Konfor alanımızdan çıkmaya korktuğumuz için kendimize nice hikayeler uydurup, kendimize en büyük zararı veririz... Geleceğimiz için, bugünümüzü yitiriyor ve sadece boşa gitmiş bir hayatın getirdiği sessiz bir ölümü kazanıyoruz..
Tatar ÇölüDino Buzzati · İletişim Yayınevi · 201819,9bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi
... "Çünkü örnek olmak yeryüzündeki insanları birbirine bağlayan en güçlü bağdır." RAHEL TANRIYLA HESAPLAŞIYOR STEFAN ZWEIG Stefan Zweıg' ın okumaya alışageldiğimiz psikolojık çözümleme ve analizlerinden farklı bir kitabı, üç güzel, anlamlı menkıbeden (Dini hikaye) oluşuyor, ilk iki menkıbe dini metinlerden üçüncüsünü ise Hint Felsefesinden esinlenerek kaleme almış Zweig İlk menkıbe; Rahel Tanrıyla Hesaplaşıyor Rahel, Tevrat ta anlatıldığına göre Yakup Peygamberin eşi, Yusuf ve Bünyamin' in annesi, yoldan çıkan evlatlarını affetmesi için Tanrının huzuruna çıkarak hikayesini anlatıyor ve Tanrı ya sonsuz merhametini hatırlatıyor. İkinci menkıbe; Üçüncü güvercinin hikayesi Nuh Peygamberin tufandan sonra suların çekilip çekilmediğini öğrenmek niyetiyle diye uçurduğu üçüncü güvercin dönmez, eski ahitteki anlatı toprak kuruduğu için dönmedi iken, Zweıg kendi özgün yorumuyla güvercinin gördüğü ölüm ve felaket nedeniyle dönmediğidir. Ne yazık ki bugün bile dinlenecek bir yer bulamadı güvercin, insanlık da barışı bulamadı halâ; fakat güvercin aradığını bulamadan evine dönemez. Bulamayınca da sonsuza kadar dinlenemez. Üçüncü menkıbe; Ölümsüz kardeşin gözleri Hint Efsanelerinden esinlendiği Virata adlı bir savaşçının hikayesidir, bir savaşta bılmeden ağabeyini öldürür, baktığı her yerde ağabeyinin gözleri onu izler, o da günahının affı için insanlardan uzaklaşır ve inzivaya çekilerek Tanrının istediği gibi bır insan olmaya adar kendini. Esin kaynağı Bhagavat Gita olan bu hikaye en beğendiğim oldu. Üç hikayenin de ortak noktasi barış, uzlaşı, hoşgörü, sevgi, öze dönüş, Tanrının sonsuz merhameti. TAVSİYEMDİR.... Kılıç güç demektir, güç de adaletin düşmanıdır.
Rahel Tanrı’yla HesaplaşıyorStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202124,8bin okunma
Viktor E.Frankl/ Anlam, Özgürlük ve Sorumluluk
Puan vermedi·148 syf.··
2026 34. kitabı
Viktor E.Frankl/ Anlam, Özgürlük ve Sorumluluk Viktor E. Frankl, 20. yüzyılın en önemli psikiyatristlerinden biridir. Nazi toplama kamplarındaki sağ kurtulan Frankl, bu cehennemde bile insanın hayata tutunmasını sağlayan şeyin ne olduğunu gözlemlemiş ve psikoloji dünyasına Logoterapi (Anlam Yoluyla Tedavi) ekolünü kazandırmıştır. Onun felsefesinin temel noktasında bir birinden ayrılmaz üç kavram vardır kavram yer alır: Anlam, Özgürlük ve Sorumluluk. Frankl'kitapta yer alan söyleşisinde; insan ne zevk ne mutluluk ne güç ne prestij için temel bir ihtiyaç duyar aslen ve temel olarak her insanın ihtiyacı hayatı yaşamaya değer kılan bir anlam bulma ve buna ulaşma arzusudur. Freudun ifade ettiği gibi insanın amacı haz olsaydı içgüdününün tatmini bir amaca yani haz amacına dönüşür fakat bunun da ötesinde bir haz aracı durumuna gelir anlam ve değer odaklı olan kişi bu şekilde dördü ve şerbet odaklı kişiye dönüşür şehvete düşkünlüğünün negatif karşılığı ise uyuşturucu bağımlılığının altında yatan kendine acıma isteğidir der.Frankl, hayatı anlamlı kılmanın üç yolu olduğunu söyler: 1. Eser üreterek ya da bir iş yaparak (Yaratıcı değerler)2. Bir şeyi deneyimleyerek veya biriyle bağ kurarak (Sevgi, doğa, sanat gibi deneyimsel değerler) 3. Değiştirilemez bir acıya karşı takınılan tutumla (Kaçınılmaz acıyı bir zafere dönüştürmek ,neitzche nin öldürmeyen acı güçlendirir metaforu ) Frankl bir söyleşisininde potansiyel olarak acı çekerek ama sadece mecbur kalınırsa acı çekinmeli, bu bir tercih olmamalı unutmayın yok gereği çağırmaya gerilerek gereksiz acılara katlanmak bunların hiçbir anlamı yoktur Asıl acı kişinin kurtulamadığı ve değiştiremediği koşullarda çektiği acıdır kişi bu acının üstesinden gelmek zorundadır. Sabit bir anlam yoktur: Hayatın genel, soyut bir anlamı yoktur.
Anlam, Özgürlük ve SorumlulukViktor E. Frankl · Okuyan Us Yayınları · 202632 okunma
Puan vermedi·272 syf.··
2026 30. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 19:04
İçimizdeki BİZ Yetişkin çocuklar ve kalıplanmış insanlar kendi potansiyellerini, insan olmanın ne demek olduğunu henüz keşfedememişlerdir. Bence yirmi birinci yüzyılda insanlığın en önemli bilinçlenmesi, yaşamın bütünü içinde nasıl birbirimize bağımlı olarak sürekli bir etkileşim yumağı içinde bulunduğumuzu keşfetmek ola- caktır. Sürekli etkileşim yumağı içinde olduğumuzun bilincine varınca “BİZ”in farkına varırız. Bu bilinç dışarıda değil, kendi içimizdedir. Bu kitabın temel savı şudur: Bireysel yaşamımızda, aile yaşamımızda, iş yaşamımızda, toplum yaşamımızda, kısacası yaşamımızın her yönünde içimizdeki BİZ'i temel almadıkça anlamlı, doyumlu ve sağlıklı bir yaşam düzeni oluşturmamız olanaksızdır. Anlamlı, doyumlu ve sağlıklı bir yaşam, kaliteli bir yaşamdır. Ailede kalite, işte kalite, toplumda kalite sürekli etkileşim yumağı içinde olduğumuzun farkında olan, BİZ Bilinci'ne varmış kişilerin gerçekleştirebileceği bir olgudur. İçimizdeki BİZ, kalite bilincinin temelidir.
İçimizdeki BizDoğan Cüceloğlu · Kronik Kitap · 20253,252 okunma
Ölümde var sonunda
8/10
·200 syf.··
2026 20. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 21:32
Yazarımız Paul, 36 yaşında akciğer kanseri teşhisi alan beyin cerrahıdır. Kanser olduğunu öğrendiğinde ise şimdiye kadar çok çalışmış didinip durmuş ve rahata ereceği zamanın hayalini kurarak sabretmiş biridir. Tıp fakültesi, asistanlık, uzmanlık, ameliyatlar derken akıp geçen zamanda çocuk sahibi bile olmayı ertelemiştir. Yani anlayacağınız tam ömrünün baharını yaşayacağını sandığı zamanda ömrünün son kışında bulmuştur kendini. En hızlı metastaz yapan ve bu sebepten en yüksek mortaliteye sahip akciğer kanserine yakalanır. Tedavilerle birlikte gelen her umudun baharında bir nüks ediş karşılar onu. Hayal kırıklığı kelimlere dökülemez. Yazarın, yazmak ve geride bir şeyler bırakmak gibi hayali vardır ve bu kitap da o hayalin ürünüdür. Yıllarca hastaların hayatında çok önemli yere sahip olduğunu anlatır bize ama sıra kendine geldiğinde işlerin pek de öyle yürümediğini görür. İnsanın tek başına çıkması gerekir o kuyudan ama sevdiği biri varsa bu iş değişir. O kuyuya bir el uzanır. Hem Yusuf Atılgan Aylak Adam da dememiş miydi insanın bir tutamağı olmalı diye. O tutamak kesinlikle sevgiydi. Son nefesi havaya karışmadan Paul’un söylediklerine kulak vermek gerekir. Bir cerrah olarak hayatları kurtarmaya, öldürmemeye odaklı bir adanmışlık görürüz onda. Bunca hayatı kurtarmanın karşılığı genç yaşta hayatını kaybetmek midir? Şimdiye kadar ne için çabalamıştı? Şimdi her şey sona erecekti hem de mutlu sonu göremeden. Burada tam da yapılacak olan şey tanrıyı sorgulamaktır ve bu soruda tahmin edersiniz ki “Neden ben?”le başlar. Derin felsefi konulara girmiyor yazar zaten pek önemi de kalmadı artık. Aslında şu anda ölüme paulden belki daha yakınız ya da çok daha uzağız bunu bilemeyiz. Hayatı anlamlı kılan da budur belki bilememek. Bunu da daha önceden Oscar Wilde söylemişti “Sis her şeye
Son Nefes Havaya KarışmadanPaul Kalanithi · Altın Kitaplar · 20162,649 okunma